Yerelleştirme Tecrübeleri

Bayram vesilesiyle, “boş zaman” projelerimle ilgilenmeye başladım. Bunlardan biri de gelecek gördüğüm ve “yatırım” olarak aklımda tuttuğum bir web projesi. Teknik anlamda bana katacağı var mı yok mu tartışılır fakat şunu bilir şunu söylerim ki, insan küçük-büyük her projeden bir şeyler öğreniyor.

Proje gereği bir takım kategori isimlerinin çeşitli dillerde ki uygun kullanımlarını bulmam gerekiyor a dostlar. Yani tercüme? Hayır tatlım hayır…

Onun adı “yerelleştirme!

Bu proje vesilesiyle bende tercüme ile yerelleştirme arasında ki ince çizgiyi keşfetmiş bulunmaktayım. Tercüme doğası gereği paldır küldür girişilebilecek bir iş, oysa ki yerelleştirme; öncesinde kafa patlatmanız gereken, sizi derin araştırma ve okuma etkinliklerine yönelten derin bir süreç. Ek olarak “sezgisel algoritmik” yeteneğinizi (bunu da yeni öğrendim) hunharca kullanmanız, yerelleştirme kalitesi için şart.

localisation-yerellestirme

Bakalım yerelleştirme’den (localisation) ekmek yiyen insanlar onu nasıl tanımlamışlar.

Endüstri jargonunda “L10n” diye de bilinen yerelleştirme (localisation), bir ürünün veya hizmetin, uluslararası pazarlarda dağıtımı yapılabilecek şekilde uyarlanmasında kullanılan tüm süreçleri kapsar. Bu uyarlamada, hedeflenen pazarın kültürel ve biçimsel standartlarının yanı sıra, öncelikle o pazarın ekonomik, teknik ve yasal altyapısı göz önünde bulundurulur.

Bir ürünün üzerinde, yerelleştirildiği andan itibaren bazı değişiklikler yapılması veya yeniden geliştirilmesi gerekir – sözgelimi, yerelleştirilmiş kullanıcı arabiriminde, hedef dildeki metinler orijinal metinlerden daha uzun olduğundan, tüm iletişim kutularının büyütülmesi gerekebilir.

Şimdi bu uzun tanımdan sonra benim açımdan yerelleştirme ve bu tanımla benim ilişkime dokunacağım.

Eğer bir web projesi yapıyorsanız ve bunun çeşitli dillerde yayını yapılacaksa, ziyaretçilerinizin menülerinize elbette sıcak bakmasını istersiniz. En nihayetinde ziyaretçiyi sayfalar arasında turlatacak ve sayfada geçirilen zaman ortalamasını yükseltecek en verimli aracımız menüler! Doğrudan ise menüde bulunan kategoriler.

web-site-kategoriler
Peki kategori sayınız 65 olduğunda?

Üzerinde çalıştığım projede 8 ana başlık altında olmak üzere 65 kategori bulunuyor. Sadece bu kategori düzenini oturtmak için 3 gün uğraştım. Kategoriler tamamen sektördeki ihtiyaçlara, arama trendlerine ve ilgi-alaka ilişkisine göre düzenlendi. Teknik olarak sıkı bir SEO çalışması da yaptım. 65 adet can alıcı kategoriyi belirledikten sonra bunların düzeni başlı başına bir sorundu, neyse ki çözdüm. Yerelleştirme ise şuan en büyük problem. Neden mi?

Ziyaretçi sayfaya girdiği ilk anda öncelikli olarak İngilizce içerikle karşılaşacak (default global dil), daha sonra dilerse kendi diline geçebilecek.  Burada ziyaretçi alışkanlığı ve sadakatini korumak öncelikli. İngilizce içerikte görülen kategori isimleriyle, lokal dilde ki isimlerin aynı “duyguyu” ziyaretçide uyandırması ve fiziksel olarakta benzer özelliklere sahip olması gerekli. Hemen uzun alıntıda ki bold yazılmış cümleyi hatırlıyoruz:

Bu uyarlamada, hedeflenen pazarın kültürel ve biçimsel standartlarının yanı sıra, öncelikle o pazarın ekonomik, teknik ve yasal altyapısı göz önünde bulundurulur.

Hemen örnekleyelim:

İngilizcede hotel, motel, apartman dairesi, hostel vb. tüm “gecelik kalış” seçenekleri için turizm siteleri neredeyse tamamen “accommodation” kelimesini kullanır. Türkçeye doğrudan çevirirsek bunun karşılığı “barınma“dır. Veyahut “konaklama” diye çevirdiğimizi de varsayabiliriz.

Oysa ki Türkiye’de kimsenin tatile çıkarken “barınma” diye arama yaptığını sanmıyorum. Zira aynı şekilde “konaklama” kelimesinin de aramaları diğerlerine nazaran düşük seviyede.

Keza İngilizce’de “backpacker” kültürü ve bunların kalacağı yerler (genelde hostel) bu kelimeyle aranırken, Almanca ve Fransızca da – bu kelimenin “birebir karşılığı olmasına rağmen” tüketiciler aramalarında bu kelimeyi kullanmıyorlar. Emsal olan, yakın “youth hostel” bu ülkeler için tek ve en sık kullanılan arama şekli.

Alıntıdan bir hatırlatma daha yapalım:

Bir ürünün üzerinde, yerelleştirildiği andan itibaren bazı değişiklikler yapılması veya yeniden geliştirilmesi gerekir.

“Backpacker” tek kelime, oysa ki “Youth Hostel” iki kelime. Menü ve kategori düzeni açısından 8 ana kategori isminde bu farklılık yaşandığı zaman ciddi sıkıntılar oluşuyor. Sayfa tasarımı açısından planladığınız her şey suya düşebiliyor. Özellikle Türkçe gibi sondan eklemeli ve farklı dil ailesine mensup dillerde bazı İngilizce kelimelerin karşılığını bulmak çok zor. Bulsanız bile aynı fiziksel boyutta (uzunluk) ve duruşta ki karşılığını bulmak çok zor.

Tekrar alıntıya dönüyoruz:

Hedef dildeki metinler orijinal metinlerden daha uzun olduğundan, tüm iletişim kutularının büyütülmesi gerekebilir.

Bu sebepten, tasarım ve sayfa düzenini planlarken, dillerin getirdiği mininum ve maksimum sınırlar içinde ahenkle dans etmek gerekliliği doğuyor. Bir ifadeyi en kısa şekilde hangi dilde nasıl kullanırım? Başka bir ifadenin hangi dildeki karşılığı en uzundur? Bunlar arasında homojen ve optimize bir sayfa düzeni nasıl sağlanır?

İşte tüm gibi bu soruların yanıtı tercüme değil, yerelleştirmedir canlar.

Son olarak “Yerelleştirme ≠ tercüme!” diyerek hepinizi öpüyorum.

ÖSYM

Nicedir sınava girmeyen biri olarak bugün evdeki tüm alarmlı cihazları kurarak uyanmayı başardım ve ÜDS’ye girdim.

Evden çıkmadan son dakikada okuduğum giriş belgesinde belirtilen üzere, önce kol saatimi çıkartıp bi köşeye bıraktım. Cep telefonumu kapatıp odanın bir köşesine fırlattım. Sigara paketimden 2 dal yolluk alıp paketi bıraktım. Poğaça alırım niyetiyle cebime koyduğum bozuklukları kutuya geri attım. Sağ göt lobumun şeklini almış cüzdanımı da endişeyle yerine koydum. Geriye sadece anahtarlarım kalmıştı.

Eşşeklik bende, tek yaşayan adam ÜDS’ye girer mi hiç? ÜDS’ye giriyorsan öğrencisindir, kesin yurt veya ev arkadaşları vardır yada doktora peşinde kelli felli, evli barklı bi adamsındır. ÖSYM’de böyle düşünmüş olmalı ki, herkesin anahtarı bırakabileceği bir yer kesin vardır diyerek sınava anahtar getirmeyi yasak tutmuş.

İdeal insanlığımla tam vedalaşıp, evi terk etmek üzereyken aklımı kemiren anahtar sorununu hala çözememiştim. Ah bahçeli evim olsaydı saksının altına saklasaydım, ah vakti zamanında komşuluk ilişkilerimi geliştirseydim…

Yanında anahtarları, cüzdanı, kredi kartları, telefonu ve sigarası olmayan Ali Demir. “Her canlı bu endişeyi tadacak.

Tek bir anahtar gündüz vakti komplike bir probleme dönüşmüştü hayatımda. Anahtarı ya götüme sokacak yada sınava götürme riskini alacaktım. ÜDS mi götüm mü dersen, tabi ki götüm. Gözü karartıp, anahtarlıktan sadece evin anahtarını ayırarak, pantolonun cebinde ki ufak bölmeye sokuşturdum. Metal dedektöründe ötüş gücünü azaltacağını düşünerek plastik anahtar kaplarından birini anahtara geçirdim. İçinde para yüklü olmasını umarak tramvay kartımı da yanıma aldım. Az bi miktar kağıt parayı da cebime atarak yollandım.

Dört yıl önce girdiği KPSS’den sonra aslında her gün bu sadelikte yaşayabileceğini keşfeden Harun abi.

İdeal insan olduğumdan, yol boyunca hep bir şey unutmuşluk hissiyle huzursuzlandım. Buna bir de yanımda saat olmadığı için geç mi kaldım acaba endişesi eklendi. Üzerimde sadece kimliğim, içinde ne kadar para olduğundan emin olmadığım tramvay kartı ve cebimde itinayla gizlediğim ev anahtarım vardı.

O an beynimde şimşekler çaktı, aslında birileri bizlere çok derinden sesleniyordu. ÖSYM “görebilen gözlere ibretlik bir mesajı” sadece 40 liralık sınav ücretiyle sunuyordu.

Sevgili ergenler yıllardır dilinize “carpe diem“i, “ancak herşeyini kaybettiğinde özgür olursun” gibi yarak kürek repliklerini pelesenk ettiniz, o günler geride kaldı, artık sivilceleriniz kurudu, adem elmanız en sivri boyutlarına ulaştı, ergen asabınız düzene yenik düştü, belli ki ÜDS’ye girecek kadar adam oldunuz, gün bugündür ulan! diyordu.

Bırakın saatinizi zaman kavramını, bırakın paranızı pulunuzu, bırakın dokunmatik fiti fiti telefonlarınızı, kredi kartı limitlerinizi unutun, hatta evin anahtarını bile bırakın diyor, apaçık hodri meydan çekiyordu. “Bir lokma, bir hırka“yı, hunharca yüzümüze çarpıyordu.

Gündüz serin oluyor, hırkayı iyi düşünmüşler.

Sevgili ÖSYM, bizi çırılçıplak çağırdığın için, bize malın mülkün olmadan da yaşanabileceğini gösterdiğin için, hepimizde boş cepler ile yarattığın huzursuzluk hali ve sonrasında yüzümüze çarptığın hayat dersi için <3 Ösym.

Öptüm.

[Umarım yazıyı ciddiye alan olmaz.]