Bratislava Gezi Notları

Orta Avrupa’da Macaristan ve Avusturya’dan sonra son durağımız Slovakya’nın başkenti Bratislava’ydı. Daha önceden araştırdığım için buraya büyük heveslerle gitmedik, mecburen RyanAir’in ucuz Paris uçuşları burada olduğu için Bratislava’ya uğradık. Bilmeyenler için özet geçeyim; Çekoslovakya dağıldıktan sonra bölündükten sonra Slovakya’nın başkenti olmuştur.

Birbirlerine çok yakın olan 3 ayrı ülkenin başkentleri.

Viyana’dan sadece 80km uzakta olduğu için ulaşım çok kolay.

Bratislava vizesi ve yeşil pasaport

Bratislava Avrupa birliğine ve “Schengen antlaşmasına” dahil olan bir ülke olduğu için ziyaretlerinizde vize almanız gerekiyor. Ancak yeşil, gri veya siyah pasaportunuz varsa 3 aya kadar vizesiz kalabilirsiniz. 3 ay’dan uzun kalışlar için “oturum izni” almanız gerekir.

Bratislava’nın dili nedir?

Bratislava’da, daha doğrusu tüm Slovakya’da Slovakça konuşulur. Bu dil yapı olarak Çekçe’ye (Çek Cumhuriyeti) ve Lehçe’ye (Polonya) benzer.

Bratislava’nın para birimi nedir? Bratislava ucuz mu?

Para birimi olarak euro kullanıyorlar. Hayat şartları Avrupa’ya göre oldukça ucuz, hatta Türkiye’den bile ucuz olabilir. Normal marketinden alışveriş yaptım. Marketten sabun, diş macunu, 5 paket sigara (Paris’e gitmeden stok) aldım. Komik bir ücret ödedim. İsveç’te olsa, o parayla bir tek diş macunu alabilirdim.

Bratislava hava-alanından şehire ulaşım

Hava-alanı ve şehir arası ulaşım çok kolay. Shuttle parası vermek zorunda değilsiniz, toplu taşıma gidiyor ve biletleri de çok ucuz. Yol biraz uzak 40-50 dakika kadar sürdüğü için riske atmayın. Otobüs biletlerini otomatlardan alıyorsunuz. Biletler süreye göre alınıyor, yani 10,15,30 dakikalık vb. bilet çeşitleri var. Gideceğiniz mesafeye göre bilet alıyorsunuz. Sizin işinizi 60 dakikalık bilet görür. 60 dakikalık biletin ücreti 0,9€. 2TL’ye bir saat yol gidiyorsunuz, ne kadar ucuz olduğunu siz hesap edin. Yok boyunca geçtiğiniz mahallelere bakarak fakirliğin boyutlarını anlayabilirsiniz.

Bratislava hava-alanı için otobüs bileti.

Bratislava’ya gidelim mi?

Özel olarak Türkiye’den kalkıpta gitmeye değecek bir ülke değil. Orta Avrupa’ya yolunuz düştüyse, bir ülke daha göreyim diye uğrayabilirsiniz ama büyük hayaller kurmayın. El kadar bi yer, biz 4 saatte her yerini gezdik yürüyerek, kalesine vs. de çıktık. Eğer diğer Avrupa başkentlerini gördüyseniz Bratislava’yı mümkün değil beğenmezsiniz.

Gece hayatı deniyor, gecesini görmedim ama gece hayatının kralı Prag’da var yanı başında, kalkın oraya gidin daha iyi.

Bratislava’nın şirin sokakları.

Şehir genel olarak temiz, güvenli ve gezmesi kolay. Ama yine de tüm olay bundan ibaret, turizm açısından görülecek pek bir şey yok. Hostel filmi aklınızı çelmesin, Bratislava çok güvenli, kendi halinde ufak bir şehir.

Gezilecek yerlere değinmeyeceğim. Zaten pek seçeneğiniz yok. Tourist Info’dan bir tane harita alın, haritada 27 tane gezilecek yer görünüyor, hepsini 3-4 saatte rahat rahat gezersiniz.

Viyana Gezi Notları ve Gezilecek Yerler

Viyana hakkında genel bilgileri daha önce vermiştim. Sıra gezi notlarında.

Viyana’da Ulaşım

Viyana ulaşım konusunda rahat bir şehir. Gerek şehrin düz oluşu, gerekse çok eski ve düzenli olan metro-tramvay hatlarıyla her yere kolayca gidebilirsiniz. 2 gün boyunca devamlı olarak metro ve tramvay kullandık, hiç bilet kontrolü görmedik ama siz yine de bilet alın. Biletleri otomatlardan nakit euro, kredi kartı veya banka kartı ile alıyorsunuz. Türkiye kartlarınızı bu otomatlarda kullanabilirsiniz. 48 saatlik sınırsız öğrenci bileti 11,70€ tutuyor. Maalesef bu biraz pahalı geldi.

Viyana 48 saatlik sınırsız bileti. Bu biletle tüm metro ve tramvayları istediğiniz kadar kullanabilirsiniz.
Viyana metro haritası. Tıklayarak büyük halini görebilirsiniz.

Viyana’ya vardıktan sonra ilk olarak hostel’e gittik. Hostel Türk göçmenlerin çok yoğun yaşadığı Westbahnhof bölgesindeydi ve merkeze oldukça yakın bir konum. İlk gün havanın kapalı olması ve devamlı yağmur yağması başta şanssızlık gibi görünse de sonradan opera’ya gitmemize vesile oldu ve hiç pişman olmadık. Opera’yla ilgiliyseniz, Viyana operası hakkında ki yazımı okuyabilirsiniz.

Viyana’da hava durumu?

Viyana yılın pek çok günü yağışlı olmasıyla bilinir. Havanın devamlı kasvetli ve yağışlı olması sebebiyle giderken yanınıza şemsiye, yağmurluk vb. kıyafetler almanızı öneririm. Lakin pek soğuk olacağını düşünmüyorum, hava durumunu kontrol ettiğimde şuan Türkiye’den daha sıcak.

Viyana’ya kaç gün yeter?

Viyana 3 günde tamamen gezilebilecek bir şehir. Zaten Orta-Avrupa’nın pek çok başkenti böyle 2-3 günde gezebileceğiniz yerlerden.

Viyana’da sigara sorunu!

Viyana’da Türkiye’de alıştığınız gibi her köşede bir tekel büfe yok. Sigara olayını otomatlara bağlamışlar. Önce kredi kartıyla kendinizi tanıtıyorsunuz, böylece cihaz 18 yaşından büyük olduğunuzu anlıyor. Daha sonra kartla veya nakit parayla sigaranızı otomattan alıyorsunuz. Tek bir sorun var, makine bizim Türk kredi kartlarını tanımıyor! Viyana’da kaldığım süre içinde sigara büyük sıkıntı oldu, her seferinde sigara alan bi Viyanalıyı denk getirip kartını benim için okutmasını rica ettim ve öyle sigara aldım. Aklınızda olsun, giderken sigara götürün.

Viyana sokak sanatçıları.

Viyana güvenli mi?

Viyana keşfedilmesi kolay, yürüyerek büyük kısmı gezilebilen, çok güvenli şehirlerden biri. Viyana’da suç oranı çok az ve geç saatlere kadar gönül rahatlığı ile gezebilirsiniz.

Viyana gezi planı ve gezilecek yerler

Viyana gezi haritamız şu şekildeydi;

Aziz Stephan Katedrali Viyana’nın en önemli yerlerinden biri. Oldukça kalabalık olması sebebiyle pek rahat gezemeyebilirsiniz, bu yüzden erken saatlerde gitmenizi öneririm. Erken saatlerde giderseniz kuleye tırmanma şansı da bulursunuz. Bu katedralin önü Viyana’nın en ünlü caddesi oluyor ayrıca.

Giovanni Capistrano. Üzerine bastığı kişi ise bir Osmanlı akıncısını temsil ediyor. Giovanni, Avusturyalıları Osmanlı’ya karşı örgütleyen bir azizdir.

Bu kilisede Türklere ait tek iz elbette bu değil. Kilisenin 21 tonluk çanı “pummerin” de yine başarısız olan II.Viyana kuşatmasında Türklerden ele geçen silah ve topların eritilmesiyle yapılmıştır. Halk arasında Türk çanı olarakta isimlendirilir. Kilisenin kuşatma sırasında, top saldırısı yüzünden çok zarar aldığı da söylenir.

Stephansdom önünde ve opera binası yakınlarında Mozart kıyafetli pek çok kişinin opera biletleri sattığını görebilirsiniz. Neyse ki diğer ülkelerde gördüğümüz gibi yılışık satıcılar değiller, almıyorsanız hemen peşinizi bırakıyorlar.

Ayrıca belirtmek lazım Viyana’da acayip bir Türk nüfusu var. Ünlü caddelerde gezdiğinizde her iki kişiden biri Türk herhalde diyorsunuz. Türkiye’de hava atmak için kendi aralarında bile Almanca konuşan bu Almancı arkadaşlar, Viyana’da ise Türkçe konuşuyor. Çok merkezi bir yerde olan Nordsee isimli balık restoranında 9 tane Türk çalışıyor, tavsiye ederim – bize çok yardımcı oldular hesap konusunda. Kişi başı 12-15€ civarında tutuyor normalde, biz 6€’ya yedik. Öğrenciyiz diye yardımcı oldular sanıyorum.

Viyana Sarayları

Viyana saraylarıyla ünlü bir şehir. En ünlü 3 sarayı ise Hofburg Sarayı, Belvedere Sarayı ve Schönbrunn Sarayı. Vaktiyle çok saray gezdiğimiz için bütün hepsini gezmedik ve bize en önemli gelen Schönbrunn sarayına zaman ayırdık.

Sarayı gezmek için çeşitli bilet tipleri var ve hiç biri ucuz değil. “Gold pass” olarak geçen ve 9 ayrı bölümü içeren en geniş bilet 40€. Biz bu kadar vaktimiz ve enerjimiz olmadığı için sadece 4 bölümü içeren “classic pass” aldık. Bu bilet ise yetişkinler için 16,5€, öğrenciler için ise 15€. 4 bölümlük biletimiz olmasına rağmen 3 bölümü gezebildik ve bu 3 bölüm tam 5 saatimizi aldı.

Bu yüzden boşa “gold pass“e para vermeyin, zaten gezemezsiniz o kadar bölümü. Ayrıca bilet almak için çok fazla sıra bekledik, erken gitmenizi tavsiye ederim.

Grand tour” dedikleri sarayın içini gezdiğiniz tur kesinlikle mükemmel. Girişte ücretsiz olarak cep telefonu benzeri rehber bir cihaz veriyorlar ve Türkçe desteği var! Türkçe olarak size sarayın tarihini anlatıyor, geçtiğiniz her odanın numarasını tuşlayarak orayla ilgili bilgi alıyorsunuz. Bu tur yaklaşık 1 ile 1,5 saat arası sürüyor. Ne kadar İngilizce bilseniz de, anlatılanı mı dinleyeyim, eserlerime bakayım derken kafanız karışır, bu yüzden Türkçe desteği olması çok güzeldi.

Sarayın harika bahçeleri.

Saray hakkında çok bilgi vermeyeceğim ki gidince hevesiniz kaçmasın 🙂

Viyana çok güzel bir şehir, kesinlikle uğranması gereken yerlerden. Özellikle sanat severler bu şehirde yapabilecek çok fazla etkinlik bulacaktır. Lakin gece hayatı, eğlence vb. amaçlarla gidenlere ben komşu Prag ve Bratislava’yı tavsiye ederim.

Şimdiden iyi tatiller. Yorumları alalım.

Viyana Operası

Viyana’ya vardığımız gün havanın yağmurlu oluşu sebebiyle süper bir fırsat yakaladık ve operaya gittik. Belirteyim, Viyana operası dünyanın en ünlü opera binalarından biridir ve dünyanın en iyi senfonik müzik topluluğu olarak anılan orkestraya sahiptir. Yağmur yağarken yapılabilecek en iyi şeyi yaptık ve Opera’ya girdik. Daha önce hiç opera izlememiştim, açıkçası hiç bir fikrim yoktu ama Viyana’ya kadar gelip de opera izlemeden dönmekte olmazdı.

Opera izlemenin haricinde günün belli saatlerinde rehberli turlarda düzenleniyor. Tur ücreti opera ve opera müzesini gezmek istiyorsanız; yetişkinler için 6,5€, öğrenciler için ise 3,5€. Tüm fiyatları görmek için web sitelerine bakabilirsiniz. Pazartesi günleri sadece opera kısmını gezdiriyorlar ve müze kapalı, fiyatlar ise 2 kat. Genellikle saat 10 ile 16 arasında her saat başı tur oluyor. Bu program günden güne değiştiği için en iyisi web sitelerinden kontrol etmek.

Viyana operası.

Yılbaşı ve paskalyanın bir günü hariç geri kalan her gün Viyana operası açık ve kesinlikle bir gösteri oluyor.

Opera izlemek için iki seçeneğiniz var, oturarak izlemek istiyorsanız (ki 3,5 saate yakın sürdüğünü düşünürsek kesinlikle oturarak izleyin) gitmeden bir süre önce bilet almanız gerekiyor. Aksi halde yer bulmanız çok zor olur. İkinci seçenek balkonda ayakta izlemek, bunun biletleri online satılıyor mu bilmiyorum ama balkon bile tıklım tıklım oluyor. Biz gittiğimiz gün tesadüfen operaya gitmeye karar verdiğimiz için balkon bileti aldık.

Bizim izlediğimiz opera Figaro’nun Düğünü‘ydü. Sadece 3€’ya bilet aldık. Opera öncesinde 1 saat kadar sırada bekleyip bilet almaya çalıştık. Müthiş bir kalabalık vardı.

Figaronun düğünü bileti.

İnsanların operaya en şık kıyafetleriyle, ve büyük çoğunlukla takım elbiseyle gittiklerini belirteyim, altınızda kapri – üstünüzde tişört rezil olmayın. Opera’ya meraklıysanız ve sanatı seviyorsanız, bir opera dürbünü edinmelisiniz. Çok seksi bir alet.

Giyim-kuşam ve dürbün olayını hallettikten sonra opera kültürü ve kurallarını öğrenmenizi öneririm. Bir takım kurallar;

  • Ses yapan, hışırdayan şeyler giymeyin ve taşımayın. Telefonunuzu kapatın. Konuşmak, fısıldaşmak bile ayıplanıyor, hemen size “şışşşt” yapıyorlar. Ona göre.
  • Opera saatinden önce içerideyseniz balkonda duracağınız yere fular bağlayarak işaretleyebiliyorsunuz. Yanınızda fular yoksa herhangi bir kağıtta bağlayabilirsiniz. Balkondaysanız çok köşe bir yer seçmeyin, hafif kenarlar ve orta kısmın ön sıraları en güzel yerler.
  • Önünüzde ki metin ekranlarında Almanca ve İngilizce seçenekleri olacak. İzlediğiniz operayı bilmiyorsanız diyalogları oradan takip edebilirsiniz.
  • Opera’ya karnınız aç gitmeyin 3-4 saat mahvolursunuz. Kesinlikle yanınıza su alın. Bunun haricinde operada bir şeyler yenip içilmez.
  • Opera başladıktan sonra asla fotoğraf çekmeye kalkmayın.
  • Opera başlamadan önce salonda olmanız gerekir, geç gelinmez. Hangi sahne arasının ne kadar süreceğini öğrenin. Su almaya falan giderseniz geç kalmayın.
Figaro’nun düğünü. Çekebildiğimiz tek fotoğraf. Flaşsız çektik, buna rağmen deklanşör sesine bile kızdılar. Bildiğin ölüm sessizliği oluyor içeride.
Opera aralarında yemek yeyip, bir şeyler içebileceğiniz kafeler.
Opera binasının kendisi de gezilip görülmesi gereken yerlerden.
İçeride Mozart, Beethoven, Schubert gibi pek çok sanatçının heykelleri de bulunuyor.

Figaro’nun tamamını maalesef izleyemedik. Ayakta izlemek çok yorucu olduğu için 1,5 saat kadar izleyip salondan ayrıldık ama yine de güzeldi.

Yorumları alalım.

Viyana – Genel Bilgiler

Yaptığımız Orta-Avrupa gezisinin ikinci durağı Avusturya-Viyana’ydı. İlk gezi Budapeşte’yi okumayanlar ana-sayfadan bu geziye de ulaşabilir.

Viyana nerede?

Viyana Avusturya’nın başkentidir, Orta Avrupa’da Tuna nehrinin kenarında bulunur. Konum olarak Slovakya-Bratislava’ya çok yakındır. Kuzey’in de Çek Cumhuriyeti, Güneyinde Slovenya, Doğu’sunda Macaristan ve Slovakya, Batı’sında ise İsviçre ve Almanya bulunur.

Viyana ve Osmanlı

Osmanlı tarafından 2 kere kuşatılmasına rağmen fetih edilememiş bu şehrin Türkçe’de ki ismi Beç‘tir. Osmanlı’nın 2.kuşatma da başarısız olunca geri çekilme dönemine girdiği kabul edilir. Kuşatmada ağır davranılması ve bunun sonucunda Polonya’lı destek kuvvetlerinin şehre ulaşması yenilginin en büyük sebebi sayılır. Bugün Viyana’da ki Türk nüfusunu gördüğünüzde, aslında o dönem boşa kuşatmışız diye düşünüyor insan.

Sarayları ve kültür turizmiyle ünlü Viyana.

Viyana’nın II.Dünya savaşından önce 2 milyon nüfusu vardı ve dünyanın en büyük 4.şehriydi. Ancak acı bir şekilde II. Dünya Savaşı’nda nüfusunun %25’ini kaybetti. Şuan 1,7 milyon nüfusu var.

Avusturya Vizesi ve Yeşil Pasaport

Avusturya Avrupa birliğine ve “Schengen antlaşmasına” dahil olan bir ülke olduğu için ziyaretlerinizde vize almanız gerekiyor. Ancak yeşil, gri veya siyah pasaportunuz varsa 3 aya kadar vizesiz kalabilirsiniz. 3 ay’dan uzun kalışlar için “oturum izni” almanız gerekir.

Avusturya’nın dili nedir?

Avusturya’da Almanca konuşulur. Gerçi Almanlar, Avusturya aksanını küçümserler ve bizde ki tabirle “kıro” bulurlar. Avusturyalıların çok büyük bir kısmı iyi derecede İngilizce biliyor, iletişim kurarken şehirde sorun çekmezsiniz. Ayrıca Viyana’da azımsanmayacak bir Türk nüfusu var, iki adımda bir Türklerle karşılaşırsanız şaşırmayın.

Avusturya’nın büyük bir kısmı dağlık ve ormanlık. Bu yüzden özellikle kış turizminden büyük turist çekiyorlar. Viyana ise yılın her ayı çok fazla turist tarafından ziyaret ediliyor.

Avusturya-Viyana’nın para birimi nedir?

Avusturya’da yalnızca Euro kullanılıyor. Para çekme vb. işlemler için daha önce yazdığım yazıya bakabilirsiniz.

Viyana’ya nasıl gidilir?

Avrupa içinden Viyana’ya Ryanair gibi ucuz firmaların uçuşu yok.

Türkiye’den ise; Türk hava yolları, Pegasus, Austrian Airlines, Lufthansa, Tarom Airlines, AirBerlin ve AirBaltic’ın direk uçuşları var.

Uçuş arama için skyscanner.com.tr ve tr.momondo.com tavsiye edebileceğim adresler.

Viyana’da nerede kalınır?

Viyana’da da yine her zaman olduğu gibi hostel’de kaldık. Kesinlikle kaldığım en iyi hosteldi diyebilirim. Berlin, Münih, Viyana ve Budapeşte’de şubeleri olan hostel zinciri Wombats‘ta kalmanızı öneririm. Viyana’da toplam 3 tane şubeleri var, bizim kaldığımız “The Base‘di. Sanırım en büyük olanı da o zaten. Müthiş eğlenceli ortamı, yardımsever personeli, alt katta ki barı, asansörü olması, güvenli kilitli dolapları vb. özellikleriyle benden tam puan aldı.

Geceliğine 35TL ödedik.

Bu hostelde kaldık.

Avusturya, Viyana pahalı mı?

Viyana çok pahalı bir şehir değildi. Her şey dahil 2 günde yaklaşık 70€ harcadım. Kaldı ki buna 20€ verdiğim sigara masrafım dahil. Fiyatlar yaklaşık olarak İstanbul seviyesinde diyebilirim. Tabi ki pahalılık göreceli bir kavram. Gidip ünlü caddelerde yemek yerseniz, lüks mağazalardan alış-veriş yaparsanız, adı duyulmuş mekanlarda bir şeyler içerseniz, çok merkezi ve iyi bir otelde kalırsanız, dünyanın her yeri size pahalı gelecektir. Hep dediğim gibi, bütçeyi ayarlamak sizin elinizde.

Viyana soğuk mu? Viyana hava durumu?

Hava durumu yaklaşık olarak İstanbul ile yakın. Şuan hatta Türkiye’den çok daha sıcak olduğunu gördüm kontrol ettiğimde. Ankara an itibariyle 25 derece, Viyana ise 29 derece.

Hava durumu için en güvenlilir kaynaklardan olan Yahoo’yu kontrol edebilirsiniz.

Yorumları alalım;

Empire Total War – Osmanlı Notlarım

Yaklaşık bir haftadır işi gücü boşladım, zaten pek aktif olmayan sosyal hayatımı en alt düzeye indirdim ve Total War serisinin Empire oyunuyla yatıp kalkmaya başladım.

Güçlü bir strateji oyunu olması sebebiyle, diğer oyunlara göre kavranması ve oynanışı oldukça zor olan Empire’ı çözebilmeniz için sağlam düzeyde İngilizce bilmeniz gerekiyor. Türkçe yamaları da yapmışlar ama aynı zevki asla alamazsınız.

Senaryomuz 1700-1800 yılları arasında geçiyor ve amacımız oyun başında mevcut olan Osmanlı topraklarına ilave olarak Venedik, İspanya, Fas, Gürcistan, Azerbaycan, İran, Çeçenistan, Avusturya, Macaristan, Galiçya, Kafkasya ve Polonya’yı toplarımıza katmak.

Başlangıç Durumu – 1700

Oyuna oldukça zorlu şartlarda başlıyorsunuz. Kuzey’de Rusya ile savaştasınız, ekonominiz oldukça kötü, Doğu’da İran ve Gürcistan size karşı düşmanca tavırlar içinde. Batı’da Belgrad, Moldovya ve Bosna çok fakir, teknolojik olarak dünyanın gerisinde kalmışsınız ve topraklarınız çok geniş olduğu için kontrolü oldukça zor. Himayeniz altında olan ise 2 devlet var, Kuzey Afrika’da Barbaros ve korsanları, Kuzey’de ise Kırım Hanlığı lakin bunlarda oldukça zayıf himayeler.

En önemli askeri üsleriniz;

  • Iaşi – Moldova
  • Belgrad – Sırbistan
  • Yarevan – Ermenistan
  • Bağdat – Mezopotamya
  • İstanbul – Rumeli

Bu askeri noktaları kaybetmeniz halinde çok zora düşersiniz. Belgrad size gelebilecek her türlü Lehistan, Avusturya, Macaristan ve Venedik kara saldırılarını tuttuğunuz nokta. Iaşi ise hem Lehistan hem de Rusya saldırılarına karşı durabilmeniz için kilit bir nokta. Ermenistan’ı kaybederseniz Gürcüler, Ruslar ve İran Anadolu’ya yürüyerek tepenize binecektir. Bağdat yine aynı şekilde İran tehdidine karşı önemli bir nokta.

Anadolu sipahileri – oldukça zayıf birlikler

İlk Dönemler 1700-1720

Oyuna mutlak monarşik bir rejimle başlıyoruz, internette pek çok kişi hemen kesinlikle cumhuriyete geçin demiş – ben geçmedim ve gayet başarılı bir şekilde “world domination” senaryosunu bitirdim. İlk 20-30 yıl kimseyle savaşa girmeyin, savaşta olduğunuz Rusya ile barışmaya çalışın. Size karşı düşmanca olan ülkelerle ticaret anlaşması yapın, gerekirse bunun için yüklü paralar ödeyin. Oyun başında savaşa girerseniz altından kalkamazsınız, henüz hem ekonominiz hem de teknolojiniz buna hazır değil.

Tüm devletlere devamlı olarak ticaret anlaşması isteği yollayın ve hepsiyle anlaşmaya çalışın. Özellikle Hindistan’da ki devletler çok büyük zenginliklere sahip olduğu için onlarla aranızı iyi tutmaya bakmalısınız.

İlk 20 yıl içerisinde feth etmeniz gereken yerlerden ilki ve en önemlisi Kırım’dır. Eğer Rusya Karadeniz’e inerse size kan kusturacaktır. Rusya’nın Karadeniz’e inme ihtimalini bir an önce ortadan kaldırın ve Karadeniz sahil şeridini güvenli tutun. Doğu’da her an Gürcistan ve İran size savaş açabileceği için o bölgede devamlı olarak ordu bulundurun.

Zeka ve taktik gerektiren gerçekçi savaş sahneleri.

Halktan aldığınız vergileri tekrar halka döndürmek her zaman tek amacınız olsun. Aldığınız tüm vergileri şehirlerinizi ve bölgelerinizi geliştirmek için harcayın.

Venedik, İspanya ve İngiltere gibi devletler ile denizlerde mücadele etmeniz çok zor, bu yüzden tüm ordu gücünüzü karaya vermenizi tavsiye ederim. Daha sonra güçlenince denizlere açılabilirsiniz ancak bu çok uzun bir zaman alacak.

İsyanlar ve halkı mutlu tutmak

En önemli noktalardan biri halkı mutlu tutmak. Eğer halk mutsuzsa sefere çıkmanız çok zor olur. İsyanların önünü alamaz hala gelirseniz hem ekonominiz çok zarar görür, hem vergi toplayamazsınız hemde rahatça sefere çıkamazsınız. Bu yüzden şehir yapılanmalarına çok dikkat edin. Bir şehirde tamamen sanayileşmeye yönelirseniz halk buna tepki gösterecektir, sosyal yapılarda inşa edin. Aynı şekilde teknolojik buluşlarınız da halkı isyana sürükleyecektir, bunu çok iyi kontrol etmeniz lazım. Reform karşıtlarını engellemek için, teknolojik geliştirmelerinizi halkın daha mutlu olduğu yerlerde yapın, mümkün olduğu kadar Anadolu ve Rumeli’de teknoloji geliştirmeyin.

Diplomasi ve Dostluk

Avrupa’da ki durumu değerlendirerek kendinize farklı müttefikler bulmaya çalışmalısınız. Ben uzunca bir dönem İngiltere ve İsveç ile müttefik olarak durumu kurtardım. Prestijiniz arttığı zaman müttefik devlet bulmanız da kolaylaşacak. İlk başlarda yüklü paralar ödeyerek müttefiklik teklifinizi onaylatmaya bakın. İngiltere uzunca bir süre size dost kalacaktır, İsveç’te aynı şekilde. Bir de size yakın olan Fransa var ki Avusturya, Rusya vb. güçlere karşı bu devletleri yanınıza çekmeniz lazım. Dönem dönem çıkarınıza göre eski anlaşmaları iptal edip yeni müttefikler bulmanız gerekiyor. Maratha ile müttefik olarak maddi güçlerinden, İngiltere ile müttefik olarak ise donanma gücünden yararlanabilirsiniz. En zayıf olduğunuz iki konuyu bir süre böyle halletmek mantıklı.

Oyun topyekün savaşmaktan çok, iyi bir devlet yönetimiyle alakalı.

İnanç meselesi

Elinizde ki topraklarda İslamı %100 yapmaya çalışın, Avrupa’da ise pek çok toprağınız zaten gayri-müslümlerden oluşuyor, bunları en kısa zaman imam göndererek Müslüman yapmanız lazım. Aksi halde yarın bir gün size karşı isyan edeceklerdir. “Religious unrest” dediğimiz negatif durumla karşılaşmamak için imamları çok aktif kullanmanız gerekiyor. Avrupa fetihlerinizde aldığınız şehirlerin kiliselerini yıkın ve yerine medrese kurun.

Vergilendirme

Nüfusu yavaş gelişen bölgelerinizden vergi almazsanız bu ilerde işinize yarar. Bu bölgeler geliştiği zaman tekrar vergi almaya başlarsınız ve nüfus arttığı için toplamda kar etmiş olursunuz. Hiç bir zaman halkı vergi yüküyle ezmenizi önermem, vergileri makul düzeyde tutarak isyan çıkmasını engelleyin. Büyük bir sefere çıkmanız hem ordu için çok büyük gider, hemde askersiz kalan bölgelerde halkta huzursuzluk yaratacağı için, büyük seferler öncesi hazineyi iyice doldurun.

5-6 yıldan uzun süren savaşlar ekonominizi ciddi şekilde yoracaktır, army upkeep giderleri artacak, hasar gören orduları tekrar toplamak çok maliyetli olacaktır. Ayrıca her feth ettiğiniz bölgede bir miktarda ordu bırakmalısınız ki, yeni rejime karşı halk isyanları çıkmasın. O bölgelerde sular durulunca ordunuzu çekebilirsiniz. Örneğin Paris’i feth ettiğimde (100 milyon nüfuslu olduğu için Avrupa’nın en büyük vergi kaynağı), yaklaşık 15 yıl bana direndiler ve isyan ettiler. 15 yıl boyunca ordumu Paris’ten çıkartamadım ve çok yüklü miktarda army-upkeep ödedim.

Nizam-ı Cedit ordusunu geliştirene kadar, uzunca bir dönem çok zayıf birliklerle mücadele etmek zorunda kalacaksınız.

Bir takım askeri taktikler

  • Limanlarınızda tek bir tane bile olsa birlik bırakın. Böylece düşman gemileri sadece portlarınızı bloke edebilir ancak yağmalayamaz. Her seferinde tamir ücreti ödemekten yırtarsınız.
  • Rusya’nın tüm Karadeniz portlarını kilitleyene kadar size huzur yok, bunu unutmayın.
  • Hindistan’da asilerin kontrole aldığı topraklara hiç düşünmeden saldırın. Daha sonradan o topraklar Maratha’nın eline geçerse onlardan almanız çok zor olur. Unutmayın, en zengin topraklar Hindistan’da.
  • Cebelitarık’ı kontrol eden donanma, tüm Avrupa ticaretini kontrol eder – o ülke her kimse iyi geçinin aksi halde tüm ticaret yollarınızı kesecektir.
  • Düşman hareketlerini çok iyi takip edin. Nereye asker yığıyorlar, hangi bölgede daha uzun süre bekliyorlar bunları dikkatlice izleyin. Aralarında husumet çıkan ülkelerden, hangisi daha güçlü ise ona yanaşın ve dostluk imzalamaya çalışın.
  • Savaşa girmeden önce karşı orduyu iyice inceleyin. Atlılarını, kara birliklerini, varsa topçularını ve diğer detayları iyice araştırın.
  • Asla ve asla auto-resolve yapmayın! Mutlak kazanabileceğiniz savaşlarda bile tembellik edip, sonucu bilgisayara belirletirseniz kaybedebilirsiniz. Kazansanız bile ordunuz çok kayıp verir. Savaşları bizzat yönetin.
Nizam-ı Cedit ordularını 1740’lardan önce geliştirmeniz zor ancak geliştirmenize değecek – moralleri yüksek ve gayet başarılı ordular.
  • Kale savunması yaparken, tüm kale kapılarına atlılar için tuzak kurun. Daha sonra birliklerinizi bu kapılardan uzaklaştırın ve başka bir köşeye çekin. Bırakın kalenizi yıksınlar, surlarda bile asker bırakmayın. Düşman atlıları kapılar yıkıldıktan sonra içeri koşmaya çalışırken patır patır tuzaklara yakalanacak ve dağılacaktır. Aynı şekilde kara birlikleri de tuzaklar yüzünden çok hız kaybedecekler. Siz de tam orada tuzakların önüne tüfekli askerlerinizi koyarsanız hepsini tuzakları aşmaya çalışırken indirebilirsiniz. Bunu araştırdım daha önce kullanılmamış ve benim keşfettiğim bir taktik. Hatta oyunun bir bug’ı bile diyebiliriz çünkü devasa orduları bu tuzaklarla – çok az kayıp vererek indirebiliyorsunuz.
  • Line düzeni kullanan düşman ordularına saldırırken atlılarınızın formasyonunu değiştirin ve kanatlardan saldırıyormuş gibi dört nala koşturun. Fakat bunu yalnızca bir kanattan yapın ve düşmanın menziline girmeyin! Formasyonu esnek olan atlı birliğinizi yem olarak kullanarak düşmanı o bölgeye çekin, bu sırada diğer kanattan ani bir saldırı yapabilirsiniz. Yem olarak kullandığınız atlılar esnek formasyonda olduğu için hızlı manevra yapabilecek ve hemen bölgeden kaçabileceklerdir.
  • Bu yem olarak kullandığınız atlı birliklerinizi kaçan düşmanı yakalamak için savaş sonuna doğru tekrar kullanabilirsiniz.
  • Line düzeninde saldırıyorsanız askerinizi boşa uzun mesafe koşturmayın ve yormayın. Emin adımlarla ağır ağır yürütün. Böylece düşman taktiğinizden son ana kadar emin olamayacak ve formasyon değiştirmek istediklerinde zayıf bölgeleri ortaya çıkacak.
  • Zora düşmedikçe süngü saldırısı yapmayın. Hem oluşan kargaşada ordunuzu kontrol etmeniz zorlaşır, hemde ordunuzu geri çekmeniz veya yerini değiştirmeniz çok zaman alır. Bu zaman aralığında zaten büyük bir kısmını kaybetmiş olursunuz.
  • En kısa zamanda Nizam-ı Cedit ordularını geliştirmeniz lazım, eski tip ordularla Avrupa’ya karşı büyük seferler düzenleyemezsiniz.
  • Kale savunması yaparken kale’de bekleyeceksiniz diye bir kaide yok. Düşmana göre hangisi avantajlı ise bütün askerinizi surların dışına alarak kale çevresinde bir savunma da yapabilirsiniz.

Selamlar.

Budapeşte Gezi Notları ve Gezilecek Yerler

Hava-alanından Hostel’e Gidiş

Saat gece 00.30 gibi geç bir saatte vardığımız Budapeşte hava-alanından hostelimize gitmek için ya taksi tutacaktık ya da toplu taşıma kullanacaktık. Toplu taşıma kullanırsak önce gece otobüsüyle M3 metro hattına gitmeli, daha sonra M3 ile biraz ilerleyip M1 metro hattına geçmeli ve otele varmamız gerekiyordu. 3 ayrı hat değiştirmeye saatin geç olması yüzünden üşendik ve ilk kez bir gezimizde taksi kullandık. Taksi 20€ tuttu, iki kişi bindiğimiz için kişi başı 10€ verdik. Şoför, saatte 150km’nin altına hiç inmedi ve yaklaşık yarım saatte hostel’e ulaştık.

Hostelin bulunduğu bina “tarihi yapı” statüsünde olduğu için üzerine tabela vs. asmak yasak, neyse ki adresi ve bina numarasını daha önce yazdığım için hemen bulduk. Hostele vardığımızda check-in saati geçmişti, ortak çalıştıkları alt katta ki hostel bizim check-ini yaptı. Tavsiye edebileceğim uygun bi hostel, geceliği 18TL.

Kaldığım oda. Tesadüf odada iki Türk daha vardı.

Rezervasyonu ayrı yaptığımız için Süleyman’la farklı odaya düştük. Gece çok geç geldiğimden odadakilerle tanışmadan kafayı koyup yattım.

Neyse. Yola çıkmadan gezilecek yerleri araştırmış ve her zaman yaptığım gibi Google Maps’ten kaydetmiştim. Haritam şöyleydi:

Yine de olmazsa olmaz bir şehir haritası edindik. Budapeşte için kesinlikle güzel bir harita edinin, turist bürosunun verdiği harita bok gibi. Kullandığım en kötü haritaydı diyebilirim.

Buda Gezisi

Budapeşte 2 kısımdan oluşuyor, Buda ve Peşte. Buda kısmı dağlık ve gezmesi daha zor fakat çoğu tarihi yer orada. Peşte ise düz ve genellikle şehrin günlük yaşam alanı. Buda’nın eski ismi Osmanlı’dan anımsayacağınız “Budin“. Bu iki bölgeyi ayıran nehir ise adına nice şarkılar yazılmış olan Tuna nehri. İlk gün Buda tarafını gezelim dedik. En zor kısmı engebeli yapısıyla gözümde buraydı. Düz olmayan yerleri gezmek ve bu tarz bölgelerde yönünü doğrultmak çok zor oluyor. Ayrıca hostelle Buda arasında ki 4,5km yolu yürüdük. Biz ettik, siz etmeyin.

Buda’ya vardığınızda kalenin olduğu tepeye çıkmak için asansöre binebilirsiniz. Hem çok sıra olduğu için, hemde boşa 5€ bayılmak istemediğimiz için biz yürümeyi tercih ettik. 15 dakkalık bi tırmanıştan sonra tepeye vardık. Tepe de ilk olarak Matthias Kilisesini gezmenizi öneririm. Bura için bilet alıyorsunuz.

Matthias Kilisesi

Kilisenin hemen yan tarafında bulunan Fisherman’s Bastion‘da gezilecek-görülecek yerlerden. En üst kat için 1-2€’ya bilet alıp Peşte manzarasını görebilirsiniz. Buradan sonra Buda Kale‘sine ve müzelerin bulunduğu bölgeye geçtik (hemen yan taraf).

Muhteşem Yüzyıl izleyenler veya tarihle ilgili olanlar bilir, şu Kanuni’nin ele geçirdiği, Pargalı’nın bahçesine koydurttuğu Herkül, Athena ve Hunyadis heykelleri var ya – işte onlar bu kaleden ele geçen ganimetler. Kanuni ayrıca buranın kütüphanesinden de oldukça çok eseri alıp İstanbul’a getirtmiştir. Kale bölgesinde pek çok müze var, bunlar yan yana olduğu için, yürüyerek gezer ve keşfedersiniz.

Zümdürü Anka kuşu, diğer adıyla Tuğrul kuşu. Macarcası ise “Turul”.

Budapeşte tarih müzesinden içeri girerek yan tarafta ki bahçe kısmına ineceksiniz. Burada herhangi bir işaret, tabela vs. yok, sorduğunuzda da kimse bilmiyor, müzenin içinden pas geçerek ulaşmanız lazım. Burayı bulana kadar çok vakit harcadık, o yüzden uyarıyorum.

Çıktığınız sokağın adı “Kemal Atatürk” olacak. Burada Osmanlı’dan kalma bir kaç mezar bulunuyor.

Osmanlı mezarları.
Kalenin diğer ucunda ki kapı. Mezarlar bunun önünde.

Aklıma gelmişken; geziye çıkmadan önce aman diyeyim iyi bir ayakkabıyla yola çıkın, hatta bir çift yedek ayakkabınızda olsun. Benim ayakkabıların tabanı hiç rahat olmadığı için mahvoldum, Budapeşte ve Viyana’da onlarla idare ettiğim halde, artık ayaklar kan revan içinde kalınca Bratislava’da hiç hesapta olmayan bir 70€ masraf yaparak ayakkabı almak zorunda kaldım.

Bu kadar tarihi ortak noktadan sonra Budapeşte’de çok Türk yaşadığını düşünebilirsiniz lakin durum öyle değil. Macaristan’da, diğer Avrupa ülkelerine kıyasla çok az bir Türk nüfusu var.

Kale’den sonra bir de Gül Baba türbesini görelim dedik ki görmez olaydık. Dağın başında, çık çık bitmeyen bir rampa, yerler bölük pörçük Arnavut kaldırımı – en sonra ufacık bir mezar görüp dönüyorsun. Bence vakit ayırıp gitmeye değmez, yine de siz bilirsiniz.

Bu sokağı takip edip ömür çalan rampayı tırmanırsanız türbeye ulaşıyorsunuz.
Ömür çalan rampa. Sırf burayı çıkartsın diye taksi tutulur. Fotoğrafta gördüğünüz sadece çok az bir kısmı.
Görecekleriniz bunlar. Mezarı görünce Gül baba acaba hobitmiymiş diye düşünmeden edemedim. 1.30 boyunda falan olsa gerek.

İlk gün için oldukça yoğun olan programımıza bir de Margaret adasını ekledik. Ve tüm bu yerleri hiç bir toplu taşıma kullanmadan gezdiğimizi belirtmek isterim. Kabaca hesap yaptığımda 20-25km’ye yakın yürüdüğümden eminim. Margaret adası dinlemek ve rahatlamak için güzel bir yer, bende öyle yaptım ve çimlerin üzerinde bir saate yakın uyudum.

Hostele dönerken yolumuzu Macar Parlamentosu’na denk getirdik ki, sizde mutlaka uğrayın. Buranın önünde göreceğiniz ortasında koca bir delik olan Macar bayrağının hikayesini de Google’dan araştırmanızı öneririm.

Peşte Gezisi

İkinci günümüzü tamamen Peşte’ye ayırdık, zaten Buda kısmında çok yürümüş – çok şey görmüş olduğumuz için artık kültür sanat kusmuş durumdaydık. İlk durak, Peşte tarafının en önemli yeri Hősök Tere’ydi (Kahramanlar Meydanı).

Hösök Tere (Kahramanlar Meydanı)

Bu meydanda Macarlar için önemli olan, savaş kazanmış, düşmanı yenilgiye uğratmış bir çok askerin ve önemli kişinin heykelleri bulunuyor. Bunlardan biri de 1.Leopold, yani Türk’leri Budapeşte’de yenilgiye uğratan Kutsal Roma İmparatoru. Lakin bu anıtları dikerken taraflı davranmamışlar bundan şüpheniz olmasın. Kanıt olarak meydan da anıtı bulunan Imre Thököly‘yü gösterebilirim. Türkçe’de onu Tökeli İmre olarak tanıyoruz. Kendisi bir Osmanlı dostu ve Habsburg düşmanıdır. Osmanlı ile barışmış-anlaşmış, hatta Viyana kuşatmasında Osmanlı yanında yer almıştır. İzmit’te hayatını kaybedene kadar Osmanlı’ya sadık kalmıştır. Her neyse, umarım sıkıcı değildir bu tarihi bilgiler?

Meydanın bir yanında güzel sanatlar müzesi, diğer yanında ise başka bir sanat müzesi bulunuyor. Meydanın arka tarafları ise Budapeşte şehir parkı. İçinde neler olduğunu Wiki’den inceleyebilirsiniz.

Park içinde ki yapılardan, Vajdahunyad Kalesi’nin önü.

Kahramanlar meydanından sonra kalan vaktimizi şehir merkezinde oturarak, sağı solu izleyerek, ara sokakları keşfederek geçirdik. Parklarda topluca yoga yapanlar, sokak performansı sergileyenler, binbir çeşit ilginç insan, sokak çalgıcıları, parklarda tango yapan çiftler ve dahasıyla günü tamamladık. 3 günde her şey dahil 100€ harcadım sadece.

Yorumlarınızı yazı altından bildirebilirsiniz.

Budapeşte Genel Bilgiler

Geçen ay yaptığım Orta Avrupa gezimin ilk ayağı, tarihimizde önemli bir yeri olan Budapeşte’ydi. Açıkcası İsveç’e geldiğim ilk günden beri Orta Avrupa’yı görmek istiyordum.

Budapeşte nerede?

Budapeşte, Macaristan’ın başkentidir. Orta Avrupa’da bulunur. Kuzeyinde Slovakya, Batısında Avusturya, Doğusunda Romanya, Güneyinde ise Hırvatistan bulunur. Ülke nüfusu 10 milyon civarında olmakla beraber, Budapeşte nüfusu ise 2 milyona yakındır.

Macaristan’ın konumu.

Şehrin İngilizcesi Budapest, Macaristan’ın İngilizcesi ise Hungary’dir. Hungary ismi Macarların hun atalarından geliyor büyük ihtimalle.

Macaristan Vizesi ve Yeşil Pasaport

Macaristan Avrupa birliğine ve “Schengen antlaşmasına” dahil olan bir ülke olduğu için ziyaretlerinizde vize almanız gerekiyor. Ancak yeşil, gri veya siyah pasaportunuz varsa 3 aya kadar vizesiz kalabilirsiniz.

Macaristan’ın dili nedir? Nasıl iletişim kurarız?

Macaristan’da Macarca konuşuluyor ve Budapeşte’te İngilizce bilen seviyesi gördüğümüz kadarıyla oldukça düşüktü. Aslında Avrupa geneline bakarsanız bu sorun her yerde karşınıza çıkıyor. Fransa, İspanya, Baltık ülkeleri, orta Avrupa ülkeleri vb. İngilizce bilen birilerini bulmak her zaman kolay olmuyor.

Macaristan’ın para birimi nedir?

Macaristan EU üyesi olmasına rağmen Euro bölgesine dahil değil. Para birimi olarak ise forint kullanıyorlar. Kısaltması HUF.

1 TL 125 forint ediyor. Yani gördüğünüz fiyatları orada 125’e bölerseniz TL karşılığını elde edersiniz.

Macar forinti

Macaristan’a veya Budapeşte’ye nasıl gidilir?

Avrupa içerisinden Budapeşte’ye direk Ryanair uçuşları var.

Türkiye’den direk uçuş olarak yalnızca Türk Hava Yolları var. Maalesef Pegasus henüz buraya uçuş koymamış. Aktarmalı seçenek olarak ise Austrian Airlines, Lufthansa, Tarom ve Aerovisit Airlines’ın uçuşları var.

Uçuş arama için skyscanner.com.tr ve tr.momondo.com tavsiye edebileceğim adresler.

Budapeşte hava alanı.

Budapeşte’de nerede kalınır?

Her zaman olduğu gibi Budapeşte’de de hostelde kaldık. Ben hostelden çok memnun kaldım. Tarihi bir binanın içerisinde, çok enteresan, yüksek tavanlı korku filmi gibi bir yapıydı. İsmi “Activity Hostel“. Tavsiye ederim.

3 gece için 8100 forint yani 64 TL ödedim, yani gecelik 21TL’ye denk geliyor.

Macaristan, Budapeşte pahalı mı?

Budapeşte çok pahalı bir şehir değil. Özellikle İsveç’ten gittikten sonra bize her şey bedava gibi geliyor zaten 🙂 Bi akşam yemeği yaklaşık 6-8€ arası. Sigara yine oldukça ucuzdu. Bratislava’dan sonra orta Avrupa’nın en ucuz şehirlerinden biri diyebilirim. Ya da bana öyle geldi, bilemiyorum. Türkiye ile karşılaştırdığımızda, fiyatlar yaklaşık olarak aynı.

Budapeşte hava durumu

Hava durumu yaklaşık olarak İstanbul ile yakın. Şuan hatta Türkiye’den çok daha sıcak olduğunu gördüm kontrol ettiğimde.

Hava durumu için en güvenlilir kaynaklardan olan Yahoo’yu kontrol edebilirsiniz.

Tüm Budapeşte yazıları için tıklayın:

http://www.serhatdundar.com/tag/budapeste

Budapeşte'de Ulaşım

Budapeşte’de şehrin büyük kısmını yürüyerek gezmemize rağmen, size kesinlikle toplu taşıma kullanmanızı öneririm. Yürüyerek gezmek oldukça yorucu oldu. Şehrin “Buda” kısmı, dağlık yapısı itibariyle toplu taşımaya pek elverişli değilken, “Peşte” kısmı oldukça düz.

Otobüs – Metro bileti almak

Otobüs biletleri otobüsün içerisinde şoförden alınabilirken, metro biletleri ise metro duraklarından yada yol üstünde ki büfelerden alınabilmekte. Tek binişlik otobüs bileti 300 HUF, yani 2,5 TL civarında. Metro biletleri ise 400 HUF yani 3,5 TL civarında.

Budapeşte hava-alanından şehre nasıl giderim?

Bunun için iki yol var, taksi veya toplu taşıma. Toplu taşıma ile gitmek oldukça karışık ve bir kaç kez araç değiştirmeniz gerekecek. Hava alanı şehre biraz uzak, toplu taşıma ile 50 dakika, taksi ile 20 dakika sürüyor (taksinin 200km hızla gittiğini belirtmeliyim).

Eğer 2-3 kişiyseniz taksi tutmanızı ve toplu taşımayla hiç uğraşmamanızı öneririm.

Hava alanı resmi taksisi.

Toplu taşıma ile gidiş:

  • Hava alanından 200 numaralı otobüse binin. Bu otobüs sizi “Kõbánya Kispest” metro durağına getirecek.
  • Bu durağa vardıktan sonra, mavi metro hattı (M3)’e binin ve “Deák Ferenc tér“e kadar gidin.
  • Bu durakta aynı metro biletiyle sarı hatta geçin (M1) ve Oktagon meydanı durağında inin. Oktagon oldukça merkezi bir yer, oradan istediğiniz noktaya kolayca gidebilirsiniz.
Hava-alanından taksi ile gidiş için önce resmi hava-alanı taksi firmasının bilet satan ofisine gitmeniz gerekiyor, bu ofisi hava alanı çıkışında hemen göreceksiniz. Dışarıda bir çok korsan taksicide sizi davet edebilir, bunlara aldanıp binmeyin. Bu bilet ofisine ödeme yapmıyorsunuz, buradan kesilen bilet üzerinde yazan fiyat, taksicinin sizden alabileceği “maksimum” ücret. Genelde de o ücreti alıyorlar zaten.
Hava-alanından şehre;
  • toplu taşıma ile gidiş 800 forint yani 6.5TL tutarken,
  • taksi ile gidiş ise 20 Euro yani 45TL tutuyor.
Peşte tarafında gidilecek bölgeye göre taksi ücretleri.

“Buda” bölgesine gitmek istiyorsanız:

Buda tarafı için taksi ücretleri.

Şehir içi metro ulaşımı

Budapeşte metrosunda oldukça sıkı bir bilet kontrolü gördüm, bu yüzden biletsiz binmeye kalkmayın derim. Biletler daha öncede söylediğim gibi 400 forint ve metro duraklarından ve büfelerden alınabiliyor.

1896 yılında yapılmış olan Budapeşte metrosu, Londra’dan sonra dünyanın en eski 2.metrosu olma özelliğine de sahip ve dünya kültür mirası listesinde.

Gitmeden önce metro haritasının bir çıktısını almanızı öneririm.

Budapeşte metro haritası

Tüm Budapeşte yazıları için:

http://www.serhatdundar.com/tag/budapeste