Türkiye Sunumum – Şahsi Değerlendirme

Dün stajımın son gününü Djäkneparksskolan‘da tamamladım. Kapanış olarak – 7.sınıf öğrencilerine Türkiye’yi anlatan İngilizce bir sunum yaptım.

Son gecede hazırladığım sunumum.

Genel hatlar:

  • Sunumu yaptığım -yaş grubu itibariyle- oldukça basit tutmaya çalıştım.
  • Sunumun 34 sayfası imajdan ibaret – bu durumda tüm kontrol ve ifade sorumluluğu benim üzerimde. 3 sayfa yalnızca metinden oluşuyor. İyi bir sunumda sadece metin içeren sayfa bulunmaz.
  • 40 dakikalık ders süresini tam ayarlayamadım, maalesef 5 dakika erken bitti.
  • Ders süresinin 20 dakikası benim aktif rol aldığım, 15 dakikası ise öğrencilerin katılımını sağladığım süreydi. Bu bakımdan süre paylaşımı İsveç sistemine uygundu, son 5 dakikada öğrenciler rol alsaydı tam dengeli bir ders olacaktı.
  • 25 kişilik sınıfta yaklaşık 14-16 kişiye söz hakkı verdim. Söz verirken sınıfta ki oturuş pozisyonlarını – kız ve erkek dengesini korudum. Beklediğim üzerinde bir geri dönüş ve katılım sağladım.
  • Öğrencilerin utandığı, çekindiği anlarda benimde öğretmen değil – onlar gibi öğrenci olduğumu hatırlattım. Bu hatırlatmadan sonra katılım çok daha arttı. İsveç gibi öğrencinin yüksek katılım sağlamaya alıştığı ülkelerde öğrenciler arkadaşlarının yaptığı sunumlara alışkın oluyor ve ilginç bir şekilde hocalarını dinlediklerinden daha dikkatli dinliyorlar. Bu bakımdan olabildiğince “formal” öğretmen duruşundan kaçmak gerekliydi.
  • Hedefim her 3 slayttan sonra öğrenciye dönüşte bulunmaktı, bunu sağladım.
  • 10 dakikalık Youtube videosunu 5 kere durdurarak öğrenciye söz verdim, yani her 2 dakikada bir öğrenciye dönüş yaptım. Bu durum İsveç şartlarında zorunlu çünkü öğrencinin dikkati çok çabuk dağılıyor ve ciddi bir disiplin sorunu var.
  • İsveç’in genel odaklanma ve dikkat sorununu sık sık şoklama yaparak aşmaya çalıştım. Son 5 dakikaya kadar başarılı oldu. Tarihi bir konudan bahsederken bir anda dini bir konuya geçiş – oradan turizme gibi konu geçişlerini keskin tutarak dikkati çektim. Bunu çok sık yapıyor olmam dikkati sağladı fakat akılda kalıcılığı azalttı.
  • Öğrenciler ve tutor’um tarafından alkışlandım, güzel dönüşler aldım.

Dersi “başarılı” olarak değerlendirmek için bazı unsurları kontrol edebiliriz:

  • Contribution
  • Feedback
  • Time management
  • Classroom management

gibi. Bunların hepsini başardığımı düşünüyorum. Tutor’dan aldığım feedback’te oldukça iyiydi.

Küçük yaş grupları zaaflarını ve hatalarınızı hemen hissedebilirken, daha büyük yaş grupları zaaf ve hatalarınızı mantıkları ile görüyor ve duygusal değil daha mantıklı tepkiler veriyor. İyi veya kötü.

Sunum hatları ve geri-dönüş:

1.sunum sayfasında, Türkiye’nin konumunu göstermeden önce kaç kişinin Türkiye’yi haritada gösterebileceğini sordum. %40-50’si gösterebiliyor. Daha önce Türkiye’ye gelmiş olan kimler var diye sordum. 7-8 öğrenci gelmişti. Beğendin mi, neresine geldin gibi ortamı yumuşatacak sohbetlere girdim, 15-20 saniye her öğrenciyle konuşmaya çalıştım. Sınıf ortamında öğrencilerin alışık olmadığı, yabancı biri ders anlatırken – özellikle bu gibi ufak yaş gruplarında ki gerginliği ve çekingenliği almak için sunum öncesi sohbet şart. Aksi halde yaşları ufak olduğu için hemen tedirgin olabiliyorlar. Bu esnada asıl öğretmenlerinin sınıfta olması çok büyük avantaj, asıl öğretmenleri sınıfı bana terk edip gitse bu ilk gerginliği almak için daha çok vakit harcamam gerekebilirdi.

2.sunum sayfasında ki haritada İsveç’in olmayışı bence bir hataydı. İsveç çok Kuzey’de kaldığı için haritaya sığmamıştı. Halbuki öğrenciler kendilerinden bir parça veya yaşadıkları konumu haritada görseydi daha iyi olurdu.

Haritada İsveç’te olsa iyiydi.

3.sunum sayfasında Osmanlı’nın en geniş sınırları var. Bu haritada yine İsveç yok. Burada durdurarak Empire ve Kingdom (İmparatorluk ve Krallık) farklarını kısaca anlattım. İsveç krallıkla yönetilen ve geçmişi de krallık olan bir ülke, bu anlamda karşılaştırma yapmak iyi oldu. Farklardan çok benzerlikleri vurguladım kasıtlı olarak. Amacım birazdan dinleyecekleri şeylerin aslında onlara çokta uzak olmadığını hissettirmekti.

4.sunum sayfasında Atatürk’ün temel özelliklerinden bahsettim. Tamamı yazıdan oluşan sunum kullanmamak gerekli kesinlikle. Ders sonunda sorduğumda çok az bir öğrenci oranı Atatürk’ün ismini hatırlıyordu. Atatürk’ün ismini – fotoğrafının olduğu 5. veya 6.sunuma da eklemeli – hatta orada kullanmalıydım.

7.sunum sayfasında madde madde sıraladığım fact’leri İsveç fact’leri ile öğrenciye karşılaştırttım. Türkiye’nin nüfusu 80 milyon – öğrencilere hemen İsveç’in kini sormak, İsveç’te hangi etnik gruplar olduğunu sormak, büyük İsveç şehirlerini sormak gibi.

8.sunum sayfasında Türkiye hakkında ki duydukları genellemeleri öğrencilere sordum. İstanbul ve Alanya haricinde pek bi fikirleri yoktu.

9-15.sunum sayfalarında kontrolü ben aldım. Bu esnada öğrenciden yorum almak konuları farklı noktalara çekebilirdi. Mizahi olarak bahsettiğim bu sayfalar oldukça dikkat çekti.

Nüfusu oldukça az olan, araba yerine bisiklet kullanan İsveç’liler için bu görüntüler hayret verici.

16.sunumdan önce “herhangi bir spor yapan var mı“, “hangi sporu yapıyorsun” gibi sorularla daha önce söz veremediklerimle konuşmaya çalıştım. Öğrencilerin söylediği sporlara “bende severim, bende yapıyorum, yapmıyorum fakat izlemeyi seviyorum” gibi yanıtlar verdim. Ortak yönlerimizin olması öğrencileri daha da rahatlattı.

16’da sorduğum ve aldığım çeşitli sporları yapan öğrencileri unutmamıştım. Hangisinin hangi sporu yaptığını aklımda tutup sırayla 16-22 arası sunumlarda onlara tekrar söz verdim. “Bu etkinliği izledin mi, Türkiye’de yapıldığını biliyor muydun?” gibi.

22-32 arası verdiğim tarihi sunumlarda örneğin Kapalı Çarşı’yı anlatırken, daha önce İstanbul’u ziyaret ettiğini söyleyen öğrenciye geri dönüş yapıp burayı görüp görmediğini sordum, Truva atından bahsederken, bu konuda çekilmiş Hollywood filmlerinden birini izleyen var mı diye sordum, Pisagor’u hatırlayan var mı diye sordum. Meşhur üçgenini hatırlattım.

33-35 arası belirttiğim turizm bilgileri hakkında oldukça uzun konuştum. Bunda İsveç’li turistlerin Türkiye’yi çok sık ziyaret etmesi, sıcağa, güneşe ve denize hasret olmalarını hesaba kattım. Onlarda olmayan şeyler çok daha fazla ilgilerini çekiyor.

Kabaca, sunumu genel hatlarıyla böyle yönettim.

Hocadan gelen soru:

Aslen İngiliz, Londra’lı olan ve 19 yıldır İsveç’te yaşamakta olan tutor’umla hiç bir sorun yaşamadık. Lakin bu gibi durumlarda tutor’dan gelecek yorum, soru gibi her türlü geri dönüş tüm durumu tersine çevirebilir. Kendisinden kritik bi soru beklemesem de sordu.

“Türkiye madem bu kadar laikliğe vurgu yapıyor, laik olduğunu söylüyorsunuz – o halde neden hala bayrağınızın üzerinde İslam’ın sembolü olan hilal var? Değiştirmeyi düşünmez misiniz?”

Aslında bu soru tamamen tutor’un iş güzarlığı. Bende şu cevabı verdim:

Türkiye için hilal, İslam’ın sembolü değil, uzun yıllardır kullanılan – Osmanlı’dan beri gelen bayrak şeklidir. Kaldı ki sembolleri yorumlayacaksak, bayrağın rengi kırmızı – ortasında da kocaman tek yıldız var. Bu sembollere dayanarak Türkiye’nin komünist olduğu yorumu da yapılabilirdi

Velhasıl başarılı bir çalışma oldu.

Kullandığım sunum:

Selamlar.

12 thoughts on “Türkiye Sunumum – Şahsi Değerlendirme”

  1. gerçekten güzel bir sunum olmuş. özellikle şu deve konusunu aydınlatmanız iyi olmuş. avrupalılar bizi hala deve sırtında gezen bedevilerden sanıyorlar 🙂

  2. Elinize sağlık güzel ve etkili olmuş.. Ben de buna benzer bir sunum hazırlayacağım, örnek olarak indirsem bu slaytı sorun olur mu ? 🙂

  3. Sabahın köründe buraya Romanya ile aradaki saat farkını öğrenmek için gelmiştim.İyiki gelmişim.Tutorunuza Bayrak sembolümüz hakkında verdiğiniz cevap takdirlik.Saygılarımla

Leave a Reply