Ben sivildeyken

Geçen gün saçları kestirmeye gittim. Asker çocuğu olmanın sonucu olarak, saçlarımı uzun yıllar askerler kesti. Bu yüzden asker-berber muhabbetini “ne yazık ki” yakından biliyorum. Her ne kadar, artık eşşek kadar olduğum için – o ortamdan uzak olsam da, geçen berber koltuğunda anılarım depreşti.

Askerlik kabul ediyorum sıkıcı bir ortam, ama mevcut şartlarda hepimizin bir kerelik uğramak zorunda olduğu bir durak. Yalan askerlik anılarına çok değinilmiş, çok şakası yapılmıştır bugüne kadar. Anılar değil de, askerlik esnasında söylenen yalanların daha büyük hayranıyım ben.

Elvis reis asker tıraşı olurken.

Asker berberle on dakikalık bi muhabbetten sonra size anlatabileceği her şey ve kuracağı her cümle “ben sivildeyken…“le başlayacak ve çeşitli abartı-yalan kombinasyonlarıyla kafa ütülemenin sınırlarını test edecek ki, ilk olarak buna psikolojik olarak hazır olmak gerekiyor. Aynı kişi terhis olduktan sonra ufak bir rötuş ile bunu “ben askerdeyken” olarak değiştirip farklı kombinasyonlarla kafa ütülemeye devam ediyor zaten.

Askerliğini berber olarak yapanların en sık görülen yalanı, “benim sivildeyken saçlarım buraya kadardı” (omur hizası). Şimdi yeni ekilmiş çim adam saç boyunun verdiği derin kompleks hepsini aynı yalana itiyor ya – sanırsın sivilde hepsi Barış Manço gibi geziyordu amnk. Bi de bunların göt cebinden ışık hızıyla çıkan, sivilde çekilmiş bi vesikalık fotoğrafları olur, onu delil olarak saniyesinde size gösterirler. Saçlar jöleli, üstte gömlek, sakallar damat tıraşı ve en altta kocaman fotoğrafçının logosu.

Continue reading “Ben sivildeyken”

Saçları Kestirdim

Çoktandır ceza evinden yeni çıkmış Ali Kaptan gibi saç sakal karışmış ortalıkta geziyordum.

Gerek üç ayı devirmek üzere olduğum ilişkinin verdiği rehavet, gerekse İsveç’te en ucuz berberin 50 liradan başlaması yüzünden saldım saçları. Uzun saçın çilesini çeken bilir. Yıkamıyorsun ertesi gün leş yağ oluyor, yıkıyorsun kabarıyor, hele bir de rüzgar varsa Ömer Çelakıl olup çıkıyorsun, sprey falan kullansan da olmuyor. Ne yapsan sıkıntı yani.

Sakallarım bundan biraz daha kısa, saçlarım biraz daha uzundu.

İsveç’te işin güzel yanı – berberler çoğunlukla kadın, hemde öyle kadın-erkek ayrı kuaförler yok herkes aynı mekanda tıraş oluyor. Berberin ününe ve hatunun güzelliğine göre de fiyatlar 50’den başlayıp 100’e kadar çıkıyor. Burda tabi ki biz en ucuzuna gidiyoruz 50 lira, hatun vasatın altında ve sıkıntı Kürtçe-İsveççe dışında dil bilmiyor.

Süleyman’la gittik kendimize çeki düzen vermeye, her zaman ki dil sıkıntısı yine baş gösterdi. Neyse ki akıl edip telefona bi tane saçlarım kısayken ki fotoğrafımı atıvermiştim. Berber hatuna gösterdim fotoğrafı aynı bundan istiyorum diye. Genelde berberlerinin soruları klişe olduğu için, hatun soruları İsveççe sorsa da “evet-hayırla” anlaştık. Yanları keserken misal takip ediyorum, “kulakları açayım mı” diyor, basıyorum “ja“yı.

İsveç’te berber ol köşeyi dön aga.

Benim tıraş bitti, Süleyman bana tercüme ettirecek, “Geçen sefer ki gibi olsun ama biraz daha kısa”.

Küfürler, tanışma, yol sorma, fiyat sorma gibi sınırların dışına çıkamamış intensive beginner İsveççem için çok ağır olan cümleyi şöyle kurdum:

  • Samman på sista, men lite“. (Same as last, but little)

Süleyman “sista” yerine “gamla” (old) koydu ki o da ibretlikti.

Velhasıl gıcır gıcır kısa saçlarım oldu canlar. Öz güvenim yükseldi, daha metroseksüel hissetmeye başladım.

Berberime şiir yazdım

Sevgiler.

Aktivisit değil anarşist ol evladım

Aktivist olacakmış bizim oğlan. Televizyonda görmüş heves etmiş. Kendini boğaz köprüsüne zincirlemeyi, hayvan barınaklarında sürtmeyi, iti köpeği doyurmayı, kürklü konkencileri protesto etmeyi falan hayat amacı edinmiş. Bana da öneriyor hatta.

İşte efendim atmosferde bıraktığım karbon ayak izimi azaltmak için işe toplu taşımayla gitmeliymişim, sonra çöplerimi cam, kağıt, plastik diye ayırmalı – geri dönüştürmeliymişim, suyu elektriği bilinçli tüketmeli israftan kaçınmalıymışım falan. Pehh.

Suları tasarruflu kullanalım.

Toplu olarak girişilen işlerde her zaman arka plana bakmak lazım. Eğer bir yerde, bir topluluk hep beraber bir işe kalkıştıysa bu ya delice bir fikirdir ya da katılımcıların veya birilerinin çıkarına hizmet ediyordur. Toplu hareketler, çok büyük oranda insanların sorumluluk duygusundan doğar.

Tatlı su aktivizm hareketlerine dönersek, sanılmasın ki insani sorumluluklarımdan kaçıyorum. Hayır efendim, ben sorumlusu ve sebebi olduğum şeylerden hiç bir zaman kaçmadım. Ertelediğim veyahut tembellik ettiğim görülmüştür, bunu inkar edemem. Lakin başkalarının sorumlu olduğu şeylerin maşası da olmadım, hıyarım var diyene bir avuç tuz kapıp koşmadım.

Kendimizi boğaz köprüsüne kilitleyelim mi tatlım?

Küresel ısınmanın sorumlusu ben değilim. Kutup ayılarının neslini ben tüketmedim. Timsah derisinden bir ayakkabım olmadı hiç. Ömrümde balina görmedim ve göreceğimi de sanmıyorum. Pandaların az sevişmesini kafaya takmıyorum. Afrika’da ki açlık üzücü fakat sorumlusu ben değilim. Silahlanma ve petrol yarışını, (yarışta milletçe geride kalmamız dışında) umursamıyorum. Arabamın egzozundan çıkan gaz delmiş olamaz ozon tabakasını. Dereleri nehirleri ben kirletmedim, kırk yılda bir pikniğine gitmek dışında ömrümde dere bile görmedim. Yağmur ormanlarını da ben tüketmiyorum, ömrümde hiç ağaç kesmedim. Herhangi bir hayvanı öldürmüşlüğüm de yok.

Tüm dünya izlerken bende sevişemezdim, neslim tükenirdi.

Dedim ya timsah derisinden bir ayakkabım yok. Dünyada hiç timsah kalmasa, umursamam. Nesilleri üç kat artsa onu da umursamam. Benim timsah derisi bir ayakkabım yoktu, bugün de yok, yarın da olacağını sanmıyorum. Timsal nesli tükenirse bunu o ayakkabıları giyenler düşünsün. Neslini onlar tüketti, sonuçlarına onlar katlanacak.

Aynı şekilde pandalar. Sevimli oldukları ve başarısız seks hayatları haricinde kendileri hakkında bilgim yok. Ormanlarını ben kesmedim, bambuların ağzına da IKEA sıçtı, benimle bir alakası yok. Bugün nesilleri tükense, hayvanat bahçesi sahipleri üzülsün, IKEA üzülsün.

Bugün dünyada hiç petrol kalmasa hayatımda çok büyük bir değişiklik olmaz. En fazla arabaya – otobüse binemem. Bugün dünyada petrol tükense önce ofisleri arasında helikopterle dolaşanlar, makam araçlarının klimasını tam güç üfürttürenler, mümkün olsa sıçmaya bile özel uçaklarıyla gidecekler düşünsün. Ben zaten bu keyfe-lükse sahip değilim, ne değişir?

Köpek balığı yüzgeci çorbası. Bi kasesi 100 dolar.

Benimkinin kaç santim olduğunu ne yapacaksın? Benim yediğim anca hamsi, çipura. Onlarda her yıl beklenenden çok çıkıyor. Kışın indirime giriyor güzel oluyor, bir de ekmek arası güzel oluyor. 3TL Samsun’da. Dünyada bir tane köpek balığı, balina kalmasa benim hayatımda ne değişir, hiç. Boğaz’da köpek balığı yüzgeci yiyenler düşünsün.

Allah bizi Fight Club ergenliğinden korusun fakat buraya bir repliği tam yakışır;

Elime tüfek alıp türünü korumak için çiftleşmeyen her pandayı vurmak istiyorum. Petrol tankerlerini açıp hiç görmeyeceğim Fransız sahillerini kirletmek istiyorum. Duman solumak istiyorum.

Bugün pek çok çevreci örgüt ve aktivist hareket, dünyanın ağzına sıçanların ekmeğine yağ sürmekten ve keyiflerine keyif katmadan başka bir işe yaramıyor aslında. Aktivistlerin sıklıkla kullandığu sosyal medya, imza kampanyaları, kendini oraya buraya zincirlemek, panda baskılı tişört satmak falan bunlar çok tırt eylemler.

Niyetler temiz, yöntem çok kötü.

İsrafta dünya birincisiymişiz. Hassiktir diyorum. ABD değil biz mi çok israf ediyoruz yani? Biz mi sıçıyoruz dünyanın ağzına? Bakanım diyor ki, israf biterse ekonomi 1 yılda düzelirmiş. Düşünüyorum da, ben kıçımı yırtsam israf edebileceğim nedir? Benim aldığım maaş ve cürmüm nedir? Yıllık kullandığım ürün, gıda ve benzini bir araya koysak komik bir şey çıkar ortaya.

Hani en kofti belediye başkanı bile 600-700 milyarlık arabayla gezerken israf olmuyor da, benim yılda bir telefon değiştirmeme takmış kafayı bakanımız. Bir ofisinizden diğerine geçerken 100 aracın kontağını açıp konvoy yapışınız, şırıl şırıl benzin harcamanız israf olmuyor da, benim işe arabayla gitmem mi israf oluyor?

Sene de bir telefon değiştirmeseniz, israf etmeseniz – adamlar şimdi 10 tane daha dikelebilecekti bundan. Sizin yüzünüzden sadece bir tane Burj-el-Arab var! Pis israfçılar.

Dünyanın tüm nimetleri, tüm kaynakları ve güzellikleri tükense de benim kaybedecek çok bir şeyim yok, sizin de yok eminim ki. Bu kaynakların tükenmesinde en büyük payı olanların ise, kaybedecek çok şeyi var. Onların özel uçakları, jetleri, deniz yatları, trilyonluk daireleri, kocaman havuzları, makam arabaları, yedikleri, içtikleri, gezdikleri var. Bunlara sahip olabilmek için tüketiyorlar zaten.

Onlar kürk giyebilsin diye tükeniyor hayvanlar, onlar uçaklarına yakıt koyabilsin diye petrol savaşları var, onlar malikanelerini aydınlatabilsin diye barajlar kuruluyor – dereler kuruyor. Onların ayakkabı topuğu oluyor fillerin dişleri, makyaj malzemesi oluyor yağları. Sen kutup ayılarının neslini kurtardığını sanarak aslında onlara daha uzun yıllar kürk giyme imkanı sunuyorsun.

Böyle iyi, çekiyorum gülümse.

Özetle sevgili aktivist,

Yazımın başlığında da belirttiğim üzere eğer duyarlılıksa gerçekten seni sokaklara döken, kendini sağa sola zincirleten; bu iş öyle olmaz. Kendi tüketip bitirmediğini başkaları bitiriyorsa onun boğazına sarılman lazım. Götü buruşmuş yaşlı kokoşlar kürkleriyle dolaşırken, senin çorapların giyilmekten taşlaşmışsa – kokoşa sormalısın bunun hesabını.

Ne zaman ki normal yaşayan büyük çoğunluk, aşırı uçlarda yaşan azınlığın (üst zengin sınıf) yakasına yapışır – işte o zaman her şey yoluna girer. Yoksa siz bi ömür imza toplayın, kendinizi zincirleyin bi bok olmaz.

Riga Gezi Notları

Letonya’nın başkenti Riga, Baltık’ın kesinlikle görülmesi gereken şehirlerinden. Riga hakkında genel bilgileri ve gece hayatını daha önce anlatmıştım. Bu yazıda Riga’da gezilecek-görülecek yerlerden ve yapabileceğiniz şeylerden bahsedeceğim.

Riga’nın bir kısmı – St. Peter kilisesinden.

Öncelikle hava-alanına indikten sonra otomatlarda en az 5 günlük sınırsız  e-talons bileti, satıyorlar bu da 6 LAT yani 21 TL. boşa almayın çünkü bunu büyük ihtimalle hiç kullanmayacaksanız. Riga’da her yer yürüme mesafesi olduğu için otobüs veya tramvayla işiniz olmayacak. Otobüse bindikten sonra şoförden tek binişlik kart alabilirsiniz. Otobüs durağı hemen hava-alanı çıkışında. Şoför Old Town’da ingilizce olarak “Old Town” anonsu yapıyor. Eğer merkeze gidecekseniz Old Town değil “Central Station“da inin.

Riga bir İsveç-Norveç kadar güvenli değil, eğer bu ülkelerden gidiyorsanız kendinizi fabrika ayarlarınıza yani Türkiye şartlarına döndürün. Cüzdan, pasaport ve diğer eşyalarınıza sahip çıkın. Türkiye’de ki gibi adaletsiz gelir dağılımı ve sosyal uçurum Riga’da da var. Bir yanda Porsche cipler, diğer yanda devamlı sizden sigara ve para isteyen dilenciler var.

On adımda bir karşılaşacağınız dilenciler. Bunlar haricinde devamlı birilerinin sizden para veya sigara istemesine hazırlıklı olun.

Riga’da herhangi bir tehlike yaşamadım, gece saatlerinde güvenli bir şekilde gezdim. Riga ne kadar tehlikeli derseniz, İstanbul kadar tehlikeli olamaz ama yine de temkini elden bırakmayın bence. İkinci dikkat etmeniz gereken ise trafik. Çoğunluk kurallara uymuyor, kırmızı da geçen şoförler, karmaşık tramvay ve otobüs trafiği bana Türkiye’yi hatırlattı.

Bir yanda dilenciler, sizden 50 kuruş dilenenler, sigara isteyenler bir yanda oto fuarında gibi hissedeceğiniz lüks arabalar. Tipik bir eski Sovyet ülkesi aslında, kapitalizmin halkı nası ezip geçtiğini apaçık görüyorsunuz, kapitalist düzene ayak uyduramayanlar da dileniyor. Kapitalizmin Riga’da ki zaferini görmek için McDonalds’a gidin, Riga’da görebileceğiniz en kalabalık yer 🙂 O da yetmezse kafanızı kaldırıp bi Nordea (Norveç) ve Swedbank’ın (İsveç) devasa banka kulelerine bakabilirsiniz.

İsveç’te görmediğim lüks araçları, motorları Riga’da gördüm.

Cental Station’un oralarda gezebileceğiniz Origo ve Stockmann isminde iki tane alış-veriş merkezi var. Origo aslında şu meşhur Riga yazan saatin olduğu yer, arka tarafı terminal. Eğer Riga’dan Vilnius’a gitmeyi düşünüyorsanız otobüs terminali de Stockman’ın arka tarafında. Riga Central Market’te burada bulunuyor. Local insanlardan alışveriş yapıp pazar yerini dolaşabilirsiniz.

Cental Station’un orada hemen durup bir şeyler atıştırmak istiyorsanız TürKebap var, isminden anlaşıldığı üzere sahipleri Türk. Fiyatları Riga şartlarına göre pahalı. Riga’da yeme-içme olarak en pahalı olan yerler TürKebap ve McDonalds’tı gördüğüm kadarıyla. Buralara vereceğiniz paralarla çok daha güzel ve düzgün restoranlarda oturup yiyip içebilirsiniz, hatta Riga’nın en güzel otellerinde aynı fiyata yemek yiyebilirsiniz.

Riga TürKebap – Central station’un tam yanında, çok işlek bir cadde üzerinde.

Gelelim en meşhur yer olan Old Town’a. Gezip görmeye Freedom Monument’ten (Özgürlük anıtı) başlayabilirsiniz. Daha sonra;

  • House of Blackheads
  • Museum of the Occupation of Latvia
  • St. Peter Kilisesi
  • St. John Kilisesi
  • Riga Castle
  • Powder Tower & City Wall

gibi tarihi yerler ve müzeler görülesi. Tamamına travelwiki‘den ulaşabilirsiniz, gayet güzel anlatmışlar.

Hediyelik eşya almak istiyorsanız Old Town’dan almayın çok kazık yersiniz. Biraz dolaştıktan sonra alış-veriş yapmanızı öneririm. Bu arada savaş müzesi erkeklerin ilgisini çekecektir eminim ki, bence Riga’da ki en iyi ve dolu dolu olan müzeydi.

Oturup çay kahve içmek için en güzel yerlerden biri Double cafe, hem de fiyatları bize çok ucuz geldi belki de İsveç ile karşılaştırdığımız içindir.

Ya Origo ya da Stockmann’da bir restoranttı. Riga’da pek çok yemekte domuz eti var, bu konuda hassaslığınız varsa zorlanabilirsiniz.

Gece kesin gitmeniz gereken yerleri “Riga gece hayatı” yazımda anlatmıştım ama yine de tekrarlayalım, Raddisson Blu’ Hotel’in 26.katında ki SkyLine’a kesinlike gidin. En alt katta Olympic Casino var kumar sevenler için. 26.kattan süper bi manzara olduğunu belirtmeme gerek yok sanırım.

Manzara için çıkabileceğiniz ikinci yer ise St.Peter Kilisesi. Kilise içinde ki asansörle en tepeye kadar çıkıp tüm şehri görebilirsiniz. Kilise girişi bedava iken, asansörle yukarı çıkmak ücretli.

Riga’da alkolün İsveç’e göre çok ucuz olduğunu belirtmem lazım. Bundan mütevellit, her köşede bir sarhoş görmek mümkün.

Guinness’e giren dünyanın en sarhoş insanını Letonyalı. Kanında 7.2 oranında alkol bulunmuş. Şöyle açıklayalım; normal bir insan 1.2’de kusar, 3.0’da bilincini kaybeder, 4.0’da nefes alma refleksi durur.

Letonya’nın geleneksel biralarından Tervetes ve Cesu’yu denedim, kesinlikle güzel biralar – içmeden dönmeyin derim. SkyLine’de Cesu satıyorlar, Old Town’da Tervete.

Güneşin altında miss.

Riga’da yapabileceğiniz çılgın şeylere gelelim;

AK-47 ve Glock ile atış talimi yapabilirsiniz, av tüfeği ile hedefleri indirebilirsiniz, Riga’nın milli stadyumunda top oynayabilirsiniz, tramvay kapatıp parti yapabilirsiniz, gösteri jetleri ile uçabilirsiniz, gerçek tank sürebilirsiniz! (evet oha)

Yorumlarınızı yazının altından bildirebilirsiniz, iyi gezmeler!

Letonya – Riga

Baltık’ta kesinlikle ziyaret edilmesi gereken, İskandinav ülkelerinden sonra taze bir nefes, biraz memleket kokan, Rusya-Avrupa arasında kalmış ve ikisinden de bir şeyler kapmış – işte karşınızda enfes Riga!

Letonya, Riga nerede?

Riga, Letonya’nın başkenti. Kuzey-Doğu Avrupa’da Baltık denizine sınır olarak bulunuyor. İngilizcesi Latvia. Üstünde Estonya, altında ise Litvanya var. Denizden ise İsveç’e sınır. Çok kalabalık değiller, tüm ülkenin nüfusu 2.3 milyon.

Riga Baltık Denizi’ne sınır olan Kuzey Avrupa’nın en güzel şehirlerinden biridir. Letonya haritası.

Letonya Vizesi ve Yeşil Pasaport

Avrupa birliği üyesi olduğu için ziyaret ederken Letonya vizesi yani genel adıyla Schengen vizesine ihtiyacınız olacak. Yeşil, gri veya siyah pasaportunuz varsa 3 aya kadar vizesiz kalabilirsiniz.

Letonya, Riga’nın dili nedir? Nasıl iletişim kurarız?

Letonya’da Letonca, başka bir değişle Latça konuşulur. Fakat Rusça biliyorsanız zorlanmadan hemen herkesle iletişim kurabilirsiniz. Letonca’dan sonra Rusça ikinci resmi dil gibi. İngilizce konusunda yol yordam soracaksanız gençleri seçin size yardımcı olabilirler. Orta yaş grubu “yes”, “no” seviyesine bile gelememiş aynı bizde ki gibi. Riga’nın etnik olarak halkın %42.5’i Letonya’lı, %40.7’si ise Rus.

Old Town’a doğru giden yol, günahkarlar yolu diye de anılıyor.

Letonya, Riga’ya nasıl gidilir? Riga uçak bileti

Tallink feribotları ile Stockholm’den Riga’ya gidebilirsiniz. 16-18 saat arası sürüyor yaklaşık olarak.

Uçak bileti olarak Türkiye’den maalesef Pegasus‘un uçuşu yok, Türk Hava Yolları İstanbul-Riga uçuşları var ama ateş pahası. En uygunu AirBaltic ile İstanbul-Riga uçuşu gibi duruyor fiyat olarak. Ben İsveç’ten gittiğim için Skavsta’dan direk Riga’ya çok uygun fiyata RyanAir bileti aldım ama Türkiye’den geliş biraz daha pahalı gibi, erken rezervasyon falan onu bir şekilde ayarlarsınız.

Riga’da nerede kalınır?

Oteller hakkında yorum yapamayacağım, takip edenler bilir Hostel’ler de kalıyorum. Bu sefer “Central Hostel Riga“da kaldık gayet güzeldi. Ev ortamı gibi hayal edin, herhangi bi sıkıntı yaşamadık, merkeze yürüme mesafesi olması da ayrı bi güzellik – 15 dakika falan. 3 gece içi 36 TL gibi bir para ödedim, üstüne bir de kahvaltı, internet, çay, kahve vs. dahil 🙂

Eğer haliniz vaktiniz yerindeyse kesinlikle Radisson Blu Riga‘da kalın, o ne kadar muhteşem bir oteldir hala unutamıyorum. 26.katında ki SkyLine Bar’ı, devasa kumarhanesi, lüks ortamı ve süper konumuyla kesinlikle alkışlık bir otel. Radisson haricinde Grand Palace Hotel çok tavsiye edilenlerden, onu görmediğim için bir şey diyemiyorum.

Riga Radisson Blu Hotel – Yer olarak “yeni şehir” yani “new town” da bulunuyor.

Letonya, Riga para birimi nedir?

Letonya’nın para birimi LAT’tır. Bol miktarda bozuk para kullanıyorlar, örneği 20 LAT kağıt para olarak baya büyük bi para, en büyük kağıt paraları ise 500 LAT ki bu yaklaşık 1700TL’ye denk geliyor. 1 LAT kaba hesapla 1,5 euro yani 3,5 lira ediyor, oldukça değerli bir para. Kuruş olarak ise “santimi” kullanıyorlar.

Hangi ülkenin, hangi bankanın kartı olduğu fark etmez, yurt-dışında herhangi bir bankamatikten para çektiğinizde size o ülkenin parasını verir. Exchange ile uğraşmayın kısaca, TL bankamatik hesap kartınızı kullanarak her yerden para (LAT) çekebilirsiniz.

Letonya, Riga pahalı mı?

İsveç’ten gittikten sonra Riga su gibi ucuz diyebilirim. Türkiye ile kıyaslarsak, anca bi İstanbul kadar pahalıdır. Örnek vermek gerekirse;

  • Ortalama bir yemek 2-3 LAT (7-10 TL),
  • Mekanda bira 1-2 LAT (3.5 – 7 TL)
  • 1 paket Camel 2 LAT yani 7TL.
  • Müzelere giriş genelde 2 LAT yani 7TL.
  • 5 günlük sınırsız otobüs kartı 6 LAT yani 21TL
Gayet güzel bir mekanda yediğim bu yemek 3.5 LAT yani 12TL tutmuştu.

Letonya, Riga hava durumu nasıl? Riga soğuk mu?

Konumu itibariyle Riga soğuk bir şehir, kışın gelmenizi pek önermem. Gezmek için en güzel dönem bahar ayları ve yaz ayları olacaktır. Yine de gözünüz de dehşet soğuklar hayal etmeyin, Türkiye’nin bir Erzurum, Kars’ın dan kesinlikle daha soğuk değildir.

Riga, Letonya Yemekleri

Riga’nın pek çok yerinde Türk restoranları ve kebapçılar var ama gitmişken yemeniz gereken mantı’ya benzer bir yemekleri var. Old Town’da Scandal’ın karşısında ki salaş gibi duran lakin halk tarafından pekçe beğenilen restoranda çok uygun fiyatlara bu mantıdan yiyebilirsiniz. 1 LAT, (3.5 TL) civarı bir para vermiştim ve doymuştum.

Ayrıca hemen hemen her yerde bulabileceğiniz geleneksel biraları Tervete’yi denemenizi öneririm.

Tervete, geleneksel bir Letonya birası. Ben çok beğendim.

Riga saat farkı

Riga ile Türkiye arasında saat farkı yok, fakat İsveç’ten gidiyorsanız saatinizi 1 saat ileri almanız gerekiyor.

Diğer Riga yazıları:

  1. Riga gezi notları

Eğer sizde Letonya’yı veya Riga’yı gezmişseniz veya gezme planınız varsa yazının alt kısmından yorum bırakabilirsiniz! Bu temel bilgilerden sonra Riga gezi notlarımı anlatacağım diğer yazıda görüşmek üzere!

E-mail Trafiğiyle Başa Çıkmak

Ne zamandır yapmak isteyip yapamadığım, başlamayı planlayıp devamlı ertelediğim şeyler altında boğuldum kaldım, üreticiliğimin dibindeyim resmen. Dün bunu biraz aşıp Google Maps Javascript API v3 ile haşır neşir oldum, saatlerimi harcadıktan sonra ön yargıları kırıp bir de Bing Maps SDK‘sına baktım, ufak tefek şeyler geliştirdim. Bunun haricinde uzun zamandır kayda değer, faydalı bir şey yaptığım yok. Üreticiliğimi bu kadar düşüren, beni meşgul eden dış etkenleri incelemeye karar verdim. Bilgisayarımı açtığımda ne yapıyorum, nelere en çok zaman ayırıyorum bunları tespit edersem yanlışları düzeltmekte o kadar kolay olur. Bunların başında yoğun posta trafiği geliyor.

E-posta trafiğiyle başa çıkmak

Gelen kutumda 20 bin’den fazla e-posta bulunuyor, bunlar gruplandığında an itibariyle 9.643 mail inbox’ımda, kaldı ki pek çok postayı da okuduktan sonra siliyorum.

Gruplanan mailler genel olarak üye olduğum gruplardan gelen mailler, kimi zaman konuşmalar 40-50 postaya ulaşıyor – gruplama sayesinde bunu tek posta olarak görüyorum ve bu 9.643 mail içinde bu sadece 1 sayılıyor.

Mail okumak hala çok zamanımı alıyor, neyse ki yanıtlama konusunda bu kadar aktif değilim. Sadece 900 postayı yanıtlamışım, yani %10 gibi bir yanıtlama yüzdem var.

Benzer sorundan muzdarip iseniz öncelikle InBox Zero ve GTD (Getting Things Done) felsefesini incelemenizi öneririm. Tüm bunları okuyup inceledikten sonra aklıma gelenleri özetleyeyim;

  • E-mail bir anında mesajlaşma aracı değildir!

E-mail hesabınızı gün boyu açık tutmak, devamlı olarak tarayıcınızın bir sekmesini ona ayırmak e-mail’i bir instant mesajlaşma aracı olarak gördüğünüzü kanıtlıyor. Kendinize şu soruyu sorun, eğer bu e-mail’i 8 saat sonra görmüş olsam hayatımda ne değişirdi? Çok büyük olasılıkla hiç bir şey. Size acil bildirilmesi gereken bir şey telefon ile bildirilebilir.

  • E-mail bildirim araçları kullanmayın

Yukarıda ki maddeyle ilgili olarak, devamlı posta kutunuzu kontrol eden ve size pop-up gibi yöntemlerle haber veren bildirim araçlarını kullanmayın. Bu araçlar gelen kutunuzu anında mesajlaşma aracı gibi kullanmanıza sebep olacak diğer bir etken.

  • Birden çok e-posta hesabı kullanmayın

Eğer birden çok e-posta hesabınız varsa POP3 kullanarak hepsini tek bir posta kutusuna bağlayabilirsiniz benim de yaptığım gibi. Bu sayede 5 farklı posta hesabını kontrol etmekten kurtuluyorum.

  • Etikletleyin ve sınıflandırın

Postalarınızı ilgili oldukları konuya göre etiketleyin ve sınıflayın. Böylece hem ileri de onlara ulaşmanız kolaylaşacak hemde nelere ne kadar zaman ayırdığınızı daha net görebileceksiniz. Gmail üzerinde otomatik etiketleme özelliğini kullanarak iş yükünüzü hafifletebilirsiniz.

  • Okumak yetmez, ertelemeyin

E-posta okumak marifet değil, önemli olan ne kadar eyleme geçebildiğiniz. Eğer eyleme geçmeyecekseniz e-postayı okumayın! Bir postayı okuduktan sonra yapacağınız temel adımlar;

  1. Silin veya arşivleyin – bir daha sizi rahatsız etmesin.
  2. Cevaplayın – cevaplamanız gerekiyorsa ertelemeyin.
  3. Yönlendirin – sizinle ilgili değilse fakat iletmeniz gerekiyorsa yönlendirin.
  4. Yapın – Yapmanız gereken bir şey ise yapın, ertelemeyin. Vaktiniz yoksa okunmamış olarak işaretleyin, vakit bulunca tekrar okuyun.
  • Başlıksız postaları okumayın

Eğer size posta gönderen kişi zahmet edip attığı postaya bir başlık bile atmamışsa, sizde zahmet edip o postayı okumayın. Kimsenin zamanı bir başka kimsenin zamanından daha değerli değil.

  • Gelen kutusu bir depolama alanı değildir

Posta hesabınızı açtığınızda karşınıza çıkan gelen kutusunun sadece yeni gelen postalar ve üzerinde çalışmakta olduğunuz postalardan oluşması gerekiyor. Gelen kutusunu bir depolama alanı olarak kullanmayın, bu size ağır bir psikolojik yük getirecek. Postayala işiniz bittiğinde onu arşivleyin veya silin.

Gelen kutumdan aldığım bu ekran görüntüsünde gerçekten önem arzeden posta sayısı yalnızca 3. Özel bir şey yok, boşuna incelemeyin.
  • Hesaplarınızı amaçlarına uygun kullanın

İş yerinize ait posta hesabıyla sosyal ağlara veya kişisel ilginizi çeken sayfalara üye olmayın. Her posta kendi amacına yönelik olarak kalsın. Aksi halde spam ve kategorileme sorununu aşamaz hala gelebilirsiniz. İş yerinizde kullandığınız posta adresini arkadaşlarınıza ve ailenize vermeyin, bu sayede o adresten gelen her postanın işinizle ilgili olduğunu daha postayı açmadan bilebilirsiniz ve posta içeriğini okumakla zaman kaybetmezsiniz.

  • Mailleşme listelerinizi düzenleyin

Eğer bir posta listesine üye iseniz oradan aldığınız posta sıklığını düzenleyin. Bu gibi posta listeleri anında, günlük özet, haftalık özet gibi seçenekler sunarak kullanıcılara talep ettikleri oranda posta gönderme özellikleri taşırlar. Mümkün oldukça “anında” seçeneğini kullanmayın.

  • Kullandığınız posta servisinin özelliklerini öğrenin

Her posta servisinin kendine has özellikleri vardır. Örneğin Gmail’de ki etiketleme sistemi, alt etiketler, is: ve in: komutları posta hesabınızı çok daha etkili kullanmanıza yardımcı olabilir. Örneğin is:important, is:chat, is:muted ve in:spam gibi komutları öğrenmenizde fayda var.

  • Aboneliklerinizi düzenleyin

Artık ilginizi çekmeyen postaların aboneliğinden çıkın. Bir heves abone olduğunuz ancak gönderdikleri postalarla sizi bunaltan servislerin postalarını yalnızca silmekle kalmayın, üyelikten çıkın (subscribe) – sorunu kökünden çözün.

  • Kişisel disiplin

Posta hesabınızı belirli aralıklarla düzenli olarak kontrol edin ve bunun için bir zaman planlaması yapın. Örneğin 1-İşe geldiğimde, 2-Öğle yemeğinden önce 3-Ofisten çıkmadan. Planınıza ve iç disiplininize sadık kalın.

Aklınıza gelen, eklemek istediğiniz maddeler varsa veya sizde aynı sorundan yakınıyorsanız yorum olarak bildirebilirsiniz, ilk fırsatta yazıya eklemeye çalışırım.